Bugun...
04-01-2018 11:15:00 Kategori: ÖZEL HABER

Bir Ustanın Yazı ile Portresi

 Bir Ustanın Yazı ile Portresi
  • Facebook Paylaş
  • Yorum Yaz

" Bir Ustanın Yazı ile Portresi "

İSTANBUL

Yazı ile portre çizmek, en basit tanımı ‘görüntü kaydı’ olan fotoğrafa göre hayli zor. Klavyenin başına oturduğumda bunu bir kez daha gördüm. Hele portre Ankara Polatlı’da hayata ‘merhaba’ demiş, İkinci Dünya Savaşı’nın soğuk, gergin atmosferinin son yıllarında dünyaya gelmiş bir fotoğraf ustasının olursa… Memuriyetin yurdun dört bir yanında iskâna mecbur kıldığı o çehrede yılları, yaşanmışlıkları, tanıklıkları çizgi çizgi resmetmek her babayiğidin harcı değil.
    Fotoğraf sanatında 60. yılını geride bırakan Selahattin Kalaycı ustamızı hoşgörüsüne sığınarak tarife yeltenmemiz elbette bir biyografi çalışmasından çok uzak. Ona dair birkaç küçük ipucu, onun fotoğraf uğraşısı içindeki yerine ilişkin birkaç saptama…
    Evet, bunu bir fotoğraf ile yapmaya kalkışsaydık; ustanın tarif ile “figürü iyi noktada, ışığı üzerine almış ve hareket halinde” dondurup, izleyiciye sunabilirdik. Tonlamalar, ışık kullanımı, arkaplan, ufuk çizgisi, yardımcı öğeler ve daha pek çok unsuru gözeterek bir portre ortaya çıkarabilirdik. Ama gelin görün ki, ortak noktamız fotoğraf bile henüz ‘çok genç’ bir sanat dalı. Hatta, sanat olup olmadığı bile tartışmalı kimilerine göre…
    İşte tam bu noktada yani fotoğrafın ‘gençliği’den hareketle Selahattin Kalaycı’nın ışığın peşindeki serüvenine kısa bir yolculuk yapabiliriz. İlk gençlik yıllarında edindiği Nikkortmat, ardından orta format Rolleiflex ‘an’ı dondurmadaki en yakın yoldaşlarıdır onun. Filmli ya da analog olarak adlandırılan dönem, eğitici kitaplara, yayınlara, kurslara ulaşmanın güç olduğu yıllardır. Fotoğraf adına çıkan dergi sayısı üçü, beşi geçmez.
    Fotoğrafı çekmek, filmi banyo etmek, baskısını gerçekleştirmek o yıllarda fotoğraf sevdalılarının üstesinden gelmesi gereken meşakkatli işlerdir. Ankara, İstanbul, İzmir gibi kentlerde bu hizmetleri veren laboratuvarlar olmakla birlikte hem maliyet hem de çekenin fotoğraftaki beklentisi evin bir köşesinde mini bir laboratuvarı zorunlu kılıyor. Hoca da öyle yapıyor. Ağrı’dan Çorlu’ya Anadolu’nun geniş coğrafyasında insan hallerini, mekânları, olayları görüntülerken kendi yağıyla kavrulmayı yeğliyor. 

Fotoğrafın zanaatten sanata evrildiği süreçte kendini geliştirme adına kaydolduğu kurslar kısmi faydalar sağlasa da, memuriyeti nedeniyle bu tür etkinlikleri fazlaca takip edemez. Bulabildiği yayınlar, sergilerini gezdiği ve birçoğu ile tanıştığı ustalar ve çıkan birkaç dergiyi takip etmekle yetinir.
    1990’lı yıllarda dijital fotoğraf makinelerinin sökün etmesiyle Kalaycı usta da bir süre tereddüt yaşar. Artık film, banyo, ‘acaba ne çektim’ merakı geride kalmıştır. Çektiğinizi anında gördüğünüz ve dahası anında ‘paylaşabildiğimiz’ sayısal bir devrim yaşanmaktadır.
    İlk satırlarda ‘yazı ile portre’nin güçlüğüne işaret etmiştik. Gördünüz işte, fotoğraf giderek ‘usta’dan rol çalmaya ve portre neredeyse ‘yaşamdan kare’ havasına bürünmeye başladı bile. Oysa meramımız Selahattin Kalaycı ustamızı anlatmak değil miydi? 

    Gelin dilerseniz yazının acziyetini ustamızın bu sayfada yer fotoğrafları ile perdeleyelim. Nâçizane ben fotoğrafı “son söz” olarak tanımlarım. Bir başka ifadeyle, bir sanakârı eserinden daha iyi anlatacak bir yol bulunmadığına inanırım. O halde bırakalım Selahattin Kalaycı hocamızı fotoğrafları anlatsın. 

    Fotoğraf dolu nice yıllara hocam…

 


Kaynak: ÖZEL HABER
Editör: ABDULKADİR KARATAŞ
Bu haber 108 defa okunmuştur.
HABERE YORUM YAZIN



DİĞER ÖZEL HABER HABERLERİ
ANKETİMİZE KATILIN

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Beğendim
Beğenmedim
Fena Değil

Tüm Anketler
NAMAZ VAKİTLERİ