Bugun...
14-06-2018 09:40:00 Kategori:

8 Tehlikeli Kadın Soyguncunun Öyküsü ( II.BÖLÜM)

8 Tehlikeli Kadın Soyguncunun Öyküsü ( II.BÖLÜM)
  • Facebook Paylaş
  • Yorum Yaz

"8 Tehlikeli Kadın Soyguncunun Öyküsü ( II.BÖLÜM)"

Gary Ross’un yönettiği ve Sandra Bullock, Cate Blanchett, Anne Hathaway, Mindy Kaling ile Sarah Paulson’un oynadığı Ocean’s 8, 15 Haziran 2018’de sinemalarda olacak.

Flimde oldukça kilit bir rol olan  Gala Başkanı Daphne Kluger  rolünü üstlenen Anne Hathaway filmi ilk olarak sıradışı bir kaynaktan duyduğunu şöyle ifade ediyor: 

“Bir restoran müdürü bana Sandra Bullock’un kadın oyuncularla birlikte yeni bir ‘Ocean’s’ filmi çekeceğini söyledi. ‘Olabilecek en iyi iş’ diye düşündüğümü hatırlıyorum çünkü önceki filmleri çok sevmiştim. Sonra Gary aradı ve ‘senin için harika bir rolüm var’ dedi.”  

“Çok iyi bildiğim bir dünyayı işgal eden ama bana hiç benzemediğini umduğum biri olmak çok eğlenceliydi” diyor aktris ve ekliyor: “Daphne biraz çılgın ve abartılı bir tip… ayrıca insanların fark ettiğinden çok daha zeki.”

“Annie rolünü büyük bir güç ve zevk ile kucakladı; ne kadar ileri gitmek istediğini ortaya koyan, çok cesur bir performans sergiledi” diyor Gary  Ross ve Anne Hathaway  için şu sözü ekliyor: “Kendisi hem müthiş bir insan hem de yetenekli bir aktris. Harika vakit geçirdik.”

Anne Hathaway ise şunu aktarıyor: “Gary’yle uzun zamandır birlikte çalışmak istiyorduk. Bu karakteri onunla beraber şekillendirmek muhteşemdi.”

Helena Bonham Carter’ın canlandırdığı Rose Weil karakteri bir dönem zenginlerin ve ünlülerin peşinde koştuğu bir tasarımcıdır ama kısa süre önce zor günler yaşamaya başlamıştır.

 Onunla karşılaştığımızda, “Rose berbat durumda” diyen Bonham Carter, şöyle devam ediyor: “İşleri bozulmuş ve milyonlarca dolar borcu var. Onun acilen para, Debbie ile Lou’nun da bir moda tasarımcısı bulması lazım. Belki de birbirlerinden faydalanabilirler.” 

Aktris senaryonun kendisini çektiğini belirtiyor ve bunun nedenini şöyle açıklıyor: “Hep daha önce yapmadığım şeyleri yapmaya çalışırım ve daha önce hiç soygun filmi yapmamıştım. Ayrıca, sekiz kadının başrol oynadığı bir filmde de yer almamıştım, yani zamanı gelmişti. Bu kadar çok kadının geleneksel olarak erkeklerin canlandırdığı rollerde olması oldukça kayda değer bir şeydi.”

Bullock katıksız bir hayranlıkla, “Helena bir kraliçe” diyor ve ekliyor: “Hiç böylesine eşsiz ve tatlı bir insan tanımamıştım. Bunun yanı sıra, bir sahnede nereye gideceğini asla bilemiyorsunuz; senaryo bir şekilde yazılmış olabilir ama bir bakmışsınız… Helena değneğini sallamış. Hepimizi tetikte olmaya zorladı.”

Bonham Carter moda tasarımcısını İrlanda aksanıyla konuşmaya karar verdi. Bu konuda, “Rose’un İrlandalı olmasının hikaye örgüsü anlamında kesinlikle hiçbir nedeni yok. Fakat bu sayede onu daha çok “’perilerle ilintili’ kılabileceğimi düşündüm. Gerçi onların yardımına ihtiyacım olmaz ama” diyor gülümseyerek.  

Öte yandan, Bonham Carter’ın yardım istediği bir konu vardı: İğne iplikle ne yaptığını biliyor gibi görünmek. Kostüm departmanında günler geçirdi, dikiş dersleri aldı ve düzgün şekilde drape yapmayı öğrendi. “Rose artık formunun zirvesinde olmasa da, aslında yetenekli bir tasarımcı” diyen aktris, şöyle devam ediyor: “Dolayısıyla, kadın elbisesi dikebiliyormuş gibi görünmek istedim. Yaptığım işin lütfu bu; dünyayı başkasının gözünden görme fırsatı bulabiliyorsunuz. Rose olarak, dünyayı bir tasarımcının penceresinden gördüm ki bu benim için bambaşka bir deneyimdi.”

Mücevher içeren bir soygun için, ekibin bir mücevherciye ihtiyacı vardır. Neyse ki, Debbie kiminle temasa geçmesi gerektiğini çok iyi bilmektedir. Mindy Kaling, canlandırdığı Amita karakteri için şunları aktarıyor: “Annesiyle yaşıyor ama isyanın eşiğinde. Debbie’yle yasadışı işler yapmışlığı var. Bu yüzden, Debbie ortaya çıkınca yine düşük çaplı bir dümen çevireceklerini düşünüyor… ama Debbie çok daha büyük çaplı bir iş teklif ediyor. Bence Amita kötü olmaya bayılıyor; tüm hayatı boyunca uslu olmuş ve şimdi içindeki şeytani yanı özgür kılmaya istekli.”

Filmin yönetmeni ve senarist Gary Ross da, “Ezelden beridir Mindy Kaling hayranıyım” diyor ve ekliyor: “Eğer onu izlemişseniz, ne kadar mükemmel bir aktris olduğunu görmüşsünüzdür. Kurgu odasına girene kadar ne kadar zekice olduğunu fark etmediğiniz ufacık ayrıntılar bulur kendisi.”

Bu hayranlık karşılıklı bir hayranlık.  Mindy Kaling de bu derin  hayranlık  için şunları aktarıyor: “Benim için Gary ile çalışmanın en güzel yanı bugüne kadar en sevdiğim filmlerden bazılarını yazmış olması: ‘Big’, ‘Dave’ ve ‘Seabiscuit’. Tabi bu filmleri kendisi yönetti. Ben de çok yönlü olduğum için, onun bir yazar-yönetmen olmasını seviyorum. Kendimi daima önce bir yazar olarak görürüm; dolayısıyla, senaryoyu onun yazmış olması ve filme kendi vizyonunu getirmesi benim için önemliydi.”

Pırlantaları nakde çevirmek konusunda uzman bir çalıntı mal taciri gerektirmekte. Bu yüzden de , Debbie bir diğer eski yoldaşı Tammy’yi bulmak için şehrin kenar mahallelerine gidiyor. Ancak ; genç kadın diğer herkesin gözünde artık tipik bir eş ve anne;  tabi, çalıntı mal dolu olan garajına bakmazsanız.

Rolü üstlenen Sarah Paulson  karakteri  Tammy  hakkında şunları söylüyor: “Tammy tamamen değil ama büyük ölçüde oyunun dışında kalmış. Sonra eski arkadaşı Debbie Ocean çıkıp geliyor ve ona gelmiş geçmiş en büyük vurgunu vaat ediyor. Bence bir anne olmanın yanında gizli bir hayatının olması Tammy için çok heyecan verici. Ayrıca, evden dışarı çıktığı için de feci mutlu.”

Filmin yönetmeni ve senarist Gary Ross karakteri için, “Sarah Paulson’ın yelpazesi inanılmaz. Her kayıtta farklı; her kayıtta yaratıcı; her kayıtta ayrı bir yorum getiriyor. Bu yüzden, eğer dikkatli olmazsanız gününüzü mahvedebilirsiniz çünkü çekimi kesmeyi istemiyorsunuz” derken ekliyor: “Yardımcım bana ‘Sarah’nın seni çok eğlendirdiğini biliyorum ama gerçekten bir sonraki bölüme geçmek zorundayız’ der gibi bakıyordu’”.

Ekibin diğer iki üyesini  ise Lou buluyor . Önce “doğu yakasının en iyi hackerlarından biriyle” temasa geçer çünkü Metropolitan Müzesi’nin ultra sofistike güvenlik sistemini aşmak için tek umutları bu hacker. Müzik dünyasının sevilen isimlerinden  Rihanna filmin oyuncu kadrosuna Nine Ball (bilardoda dokuz numaralı top) takma adlı, rastalı bilgisayar dehası rolüyle katılıyor.   

“Rihanna’yla bir gece İsveç’te bir konser çıkışında karşılaştım. Bu karakterin potansiyeli hakkında konuşmaya başladık. Nereli olabileceğine dair fikir yürüttük ve aslen Barbadoslu olmasına karar verdik” diyen filmin yönetmeni ve senarist Gary Ross, şöyle devam ediyor: “Bu fikir ikimizi de heyecanlandırdı. Onunla sette geçirdiğim her dakika keyifliydi. Müthiş kibar, sevimli ve coşkulu bir insan. Filmde de muhteşemdi; etrafını ışıl ışıl aydınlatıyor. Acayip eğlendik.”

Lou, Constance adlı cepçiyi bizzat görmesi için Debbie’yi Queens’e götürür. Elleri gözlerden hızlı olan bu yankesiciyi sahne adı Awkwafina olan  bu isimi de şöhret basamaklarını hızla tırmanan Nora Lum canlandırdı.  

Senarist Olivia Milch kendisinin ilk yönetmenlik denemesi “Dude”da rol almış olan Awkwafina’yı zaten çok iyi bilmekteydi ve Ocean’s 8’in  yönetmeni ve senarist Gary Ross, “Olivia’nın filmini izledim ve Awkwafina’nın olağanüstü olduğunu düşündüm. Onu ‘Ocean’s 8’ için istediğime o an karar verdim. Filmimize çok yakıştı” diyor.

Ocean’s 8’in  yönetmeni ve senarist Gary Ross Awkwafina için ise  şunları kaydediyor: “Constance’ı benim büyüdüğüm mahalleye çok yakın olan Elmhurst’te buluyorlar. Tipik bir New York tezgahı olan ‘bul karayı al parayı’ oyunu oynatıyor. O tam bir New Yorklu, tıpkı benim gibi. Onunla bir bağ hissetmemin nedeni bu. Ben Constance’ın… tabi yankesicilik ve hırsızlık dışında. Ama o bana kesinlikle çok sahici geliyor.”

Aktris role hazırlanmak için, “El çabukluğu üzerinde çalıştım; harikaydı” diyor ve ekliyor: “Ama daha önemlisi, taptığım bu olağanüstü aktrislerle çalışmak yaşadığım en havalı deneyimdi. Kendimi inanılmaz şanslı hissediyorum.”

Rol arkadaşları da aktris için aynı duyguları paylaşıyorlardı. Nitekim Sandra Bullock, “Sekiz kişiydik ve hiçbirimiz bir diğerine benzemiyordu. Fakat bu çeşitlilik bir sorun değildi çünkü birbirimizi desteklemek ve hepimizin ihtiyacı olanı elde etmesini sağlamak gibi ortak bir amacımız vardı. Bu dostluk ortamını gerçekten takdir ettim” derken, Cate  Blanchett ise şunu ekliyor: “Sahneler arasında çok eğlenceli sohbetler oldu. Umarım bunlar ekrana da yansır. Herkes sete öylesine pozitif bir enerji getirdi ki… Çok sıcak ve destekleyici bir ortamdı.”

“Ocean’s 8”de iki önemli erkek de yer alıyor 

“Ocean’s 8”in ana oyuncu kadrosunda iki önemli erkek oyuncu da yer aldı. Bu oyuncuların canlandırdıkları karakterlerin her ikisi de kadın karakterlerin daha iyi anlaşılmasını farklı şekillerde sağladılar.  

Richard Armitage soygunda farkında olmadan yer alan sanat galerisi küratörü Claude Becker’ı canlandırdı. Aslında, “Debbie ile Claude’un bir mazisi var” diyen Armitage, sözlerine  şöyle devam ediyor: “Dolayısıyla, Debbie galeride boy gösterince şok yaşıyor; adeta yer ayaklarının altından kayıyor. Debbie geçmişten bir esinti ama sonu iyi bitmemiş. Yine de Debbbie onun soluğunu kesiyor… Claude midesine yumruk yemiş gibi oluyor.”

James Corden ise Ocean adını çok yakından tanıyan sigorta müfettişi John Frazier’ı canlandırdı. Corden  de canlandırdığı karakter hakkında şunları söylüyor: “John’ın tüm Ocean ailesiyle bir mazisi var; bu aile ayağına sürekli batan bir diken gibi. Bu paha biçilmez kolyenin Debbie’nin katıldığı bir gala gecesinde çalındığını biliyor ve hemen iki ile ikiyi yan yana koyuyor. Ama doğru sayıyı bulmak kolay sanmayın. Nihayetinde kendisi polis değil; olası herhangi bir suç onu ilgilendirmiyor. Onun umursadığı tek şey kendi şirketinin o parayı ödemek zorunda kalıp kalmayacağı.”

Filme nasıl dahil olduğu sorulduğunda, James Corden kendine özgü mizahıyla yanıt vermekte: “Stüdyodan aradılar ve bu filmi yapacaklarını söylediler; filmde hiç yıldız olmaması onları endişelendiriyordu. Büyük bir isme ihtiyaçları vardı… Şaka bir yana, ben ‘Ocean’s’ filmlerinin çok büyük hayranıyım. Senaryoyu okuyup, yönetmenin kim olduğunu öğrendiğimde projede yer almanın harika olacağını düşündüm. Çok büyük hayranlık ve saygı duyduğum aktrislerin ekseninde olmaktan mutluluk duydum.”

“Ocean’s 8” New York’da gecen dinamik bir yapım 

“Ocean’s 8” işleri farklılaştırarak aksiyonu Las Vegas kumarhanelerinden çıkarıp; New York’a, şehrin en heyecanla beklenen organizasyonuna götürüyor: Met Gala olarak bilenen, Metropolitan Sanat Müzesi’ndeki Kostüm Enstitüsü Yardım Gecesi’ne. Yapımcılar, müzeye daha önce benzeri görülmemiş bir erişim hakkı elde ederek 10 gün boyunca burada çekim yaptılar —diğer tüm yapımlardan daha uzun bir süreydi bu. Ross, “Met’te çekim yapmış olmasan bence filmi yapmak neredeyse imkansız olurdu. Oraya girebilmemiz muazzam bir avantajdı” diyor.

Film için Cartier de paha biçilmez bir ortaktı: Firma nefes kesici Toussaint kolyesinin özel olarak modifiye edilmiş bir versiyonunu yarattı. Söz konusu kolye tüm soygunun başlıca hedefi olarak filmde çok önemli bir yere sahipti. “Toussaint koleksiyonlarındaki en büyük kolyelerden biri; belgeleri kasalarında duruyor” diyen yönetici yapımcı Diana Alvarez, şöyle devam ediyor: “Gerçek hissi vermesi, gerçek olması hakikaten önemliydi. Cartier ekibi müthiş danışmanlardı. Onların uzmanlığı bize çok büyük katkı sağladı. Üstelik Cartier Malikanesi’nde çekim yapmamıza da izin verdiler. Onların dünyasına girebilmek ve burayı beyaz perdeye aktarmak çok önemli bir şeydi.”

“Ocean’s 8”in tamamı  da New York’taki mekanlarda çekildi. Steven Soderbergh bu konuda şunları söylüyor: “Gary şehrin ruhunu yakalamada müthiş bir iş çıkardı. Bu film için daha iyi bir yer düşünemiyorum. Dördüncü ‘Ocean’s’ filmi için dünyada herhangi bir şehri seçmemi isteseniz, New York’un en mükemmel seçim olacağını söylerdim. Buna bir de sekiz olağanüstü kadını aynı karede görüntülemeyi ekleyin… Daha en başından itibaren heyecan verici bir projeydi.”

 


Kaynak: ÖZEL HABER
Editör: SİNAN ERDOĞDU
Bu haber 180 defa okunmuştur.
HABERE YORUM YAZIN



DİĞER HABERLERİ
ANKETİMİZE KATILIN

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Beğendim
Beğenmedim
Fena Değil

Tüm Anketler
NAMAZ VAKİTLERİ