Bugun...
13-03-2018 10:45:00 Kategori: ÖZEL HABER

Demirkıran: ‘Güzel Adam Süreyya’yı izlettireceğiz’ (II.BÖLÜM)

Demirkıran: ‘Güzel Adam Süreyya’yı izlettireceğiz’  (II.BÖLÜM)
  • Facebook Paylaş
  • Yorum Yaz

""Beşiktaş’ın ve spor tarihimizin sembol isimlerinden olan Süreyya Soner’in yaşam öyküsü aynı zamanda Türkiye’nin kent tarihini, sinema tarihini ve sosyal tarihini de ele alan bir öykü " "

İSTANBUL

Beşiktaş’ın ve spor tarihimizin sembol isimlerinden olan  Süreyya Soner’in yaşam öyküsü aynı zamanda Türkiye’nin kent tarihini, sinema tarihini ve sosyal tarihini de ele alan bir öykü

Sizin çektiğiniz ve geniş kitlelere adınızı duyuran  “Müzikte Bir Deney : Anadolu Rock” çalışmanızı izlemiştim ve başarılı da bulmuştum . Peki, belgeselin kısaca hikayesini okuyucularımıza anlatabilir misiniz ? 

Sosyoloji bölümünde öğrenciyken, müziğe merakım var ve müziğin de gelişimi üzerine  kısa bir araştırma yapmıştım. Sonra sinema bölümünde okuyan bir arkadaşım, böyle bir belgesel yapalım dedi. Öylece başladık ve süreç çok büyüdü. Çünkü; Anadolu Rock/Pop da  denilen müzik türü, Türkiye’nin müzik tarihinin bir yansıması. Türkiye’nin bir modernleşme tarihi var ve bu modernleşme tarihi; Anadolu Rock/Pop ‘ın özel bir yeri var. Kültür bakanlığından destekli bu projeye 2005 Temmuzunda başladık ve 2006 Aralığında bitirdik. Bu belgeselimiz çok yerde gösterildi ve beğenildi.

Gökçe hocam ,spor ve futbol  içerikli  temalı bir çok  belgesel film/sinema mevcut. Peki belgesel sinema türü bu türden filmlere nasıl yaklaşmakta. 

Söyle ki; aslında sporla ilgili hem belgesel hem de kurmaca sinema alanında pek çok iş yapıldı. Ancak; sanıldığı gibi çok fazla bir çalışma da yok. Ülkemizde en popüler spor futbol, lakin futbol alanında sinematografik diyebileceğimiz belgesel sayısı da pek fazla değil. Televizyonlarımızda da spor ve futbol belgeseli de çok az.  Bunun sebebi de şu, biz futbolu seven değil; izleyen  ve de tuttuğumuz takımın  galip gelmesini  isteyen bir ülkeyiz. O yüzden de geniş bir kültür haznesi oluşmuş değil. 

 Gökçe hocam, Darüşşafaka Spor Kulübü’nün 100. Yılı için yapılan Oyunda Kal belgeseli ve onun ardından yapılan   Darüşşafaka’nın spor tarihini anlatan  Bitmeyen Sevda’yı da Darüşşafaka’lı  spor tarihçisi olan Fethi Aytuna ve yine bir spor tarihçisi olan Mehmet Yüce ile birlikte kaleme alan  üç isimden birsiniz. Bütün bunların hazırlık aşamalarından bize bahseder misiniz?

Bu proje Darüşşafaka Spor Kulübü’nün 100. Yılı olan 2014’te gündeme geldi. Bilindiği üzere Darüşşafaka Spor Kulübü’nün sponsoru Doğuş Grubu oldu. Doğuş Grubu da Darüşşafaka’nın tarihiyle alakalı önemli bir çalışma yapmak istiyordu. Böyle bir proje gündeme geldi ve 2014 Haziran’ında biz bu belgesel projeyi tamamladık. NTV Spor’da gösterildi o senenin yaz ayları boyunca. Tabi belgesel vesilesiyle de Darüşşafaka Spor Kulübü’nün kendi camiasıyla da tanıştık, dostluklar kurduk ve Darüşşafaka Spor Kulübü’nün tarihi üzerine aynı zamanda da belgeselin devamı niteliğinde bir çalışma olan  Bitmeyen Sevda’yı okurlara sunduk. Darüşşafaka Spor Kulübü’nün genel koordinatörü olan Öktem Kalaycıoğlu’nun önderliğinde bu çalışmayı gerçekleşirdik. Bu çalışmayı bir Darüşşafaka’lı  spor tarihçisi olan Fethi Aytuna ve yine bir spor tarihçisi olan Mehmet Yüce ile bir araya gelerek Darüşşafaka Spor Kulübü’nün önderliğinde yaptık. Bu kitap aynı zamanda bir prestij kitabı ve yaklaşık olarak iki yıl sürdü.2016 Eylül’ünde de yayınlandı. Bu kitap yalnız satılmıyor ve Darüşşafaka Cemiyetine bağış karşılılığında alınabiliyor. Kitapla birlikte güzel bir set de mevcut. Sette kitabın yanında benim çektiğim belgeselin CD’si de var. Bir de; Darüşşafakalı bir öğrencinin gerçekleştirdiği ve kurumun tarihini ve  öğrencilerin okuldaki gündelik hayatlarını da içeren  fotoğraflarla dolu bir kitap da var. Bu arada Darüşşafaka Spor Kulübü’nün kendi internet sayfasından da ayrıntılı olarak bu bilgilere ulaşabilirsiniz. 

 Darüşşafaka’nın spor tarihi ne gibi ilginç ve dikkat çekici ayrıntılarla dolu  ve elbette basketbol önemli bir yere sahip .Peki  bize bunlardan bir kaçını anlatabilir misiniz  ? 

Darüşşafaka’nın spor tarihi aynı zamanda Galatasaray, Beşiktaş ve Fenerbahçe’yle dönem olarak aynı tarihlere rast geliyor.  Basketbolda ise 1950’li yıllarda yükseliş başlıyor ve Darüşşafaka aynı zamanda basketbolla da anılan bir kulüp haline geliyor. Ancak 1950’li,hatta 1960’lara kadar Futbol’da da önemli başarıları var. Tabi Darüşşafaka’nın   kurulma amacı fakr u zaruret içinde olanlara yani fakir ve yoksullara yardım içinde olmak ve bu amaçla kuruluyor. Futbol kitleselleşen bir spor olduğu gibi o dönemde hemen de profesyonelleşiyor. Darüşşafaka’nın da futbol bütçesini karşılaması da mümkün olmuyor. Üstelik bir de geniş taraftar kitlelerine hitap etmeniz gerekiyor ki;o yıllarda en büyük gelir kaynağı tribün geliri ve futbolda geniş taraftara ulaşamadıkları için daha küçük bütçeli amatör dallara yöneliyorlar. Basketbol da bunlardan biri. Basketbol  sevgisi  uzun yıllar boyu devam eden ekonomik sıkıntılara karşın   Darüşşafaka’da inatla devam ediyor ve bugünlere değin sürüyor.  Bu açıdan da çok önemsiyorum. Yine; Darüşşafaka’nın spor tarihinde sadece futbol ve basketbol olmuyor, voleybol, boks, hentbol, yüzme, eskirim gibi başarılı şubeleri de oluyor fakat mali imkansızlıklardan dolayı devam edemiyor. Şu aralar ise  basketbolun yanında satranç şubeleri de var ve orada da çok başarılılar. Tabi Darüşşafaka’nın spor tarihinde basketbol da önemli bir yere sahip. Şöyle ki; Galatasaray, Beşiktaş ve Fenerbahçe’nin dışında sadece basketbola ağırlık vermiş kulüplerimiz de var. Mesela; bir müessese yani şirket takımı olarak Anadolu Efes, Tofaş, Banvit  günümüzdeki en önemli birer örnekken, geçmişe bakarsak , müessesse kulübü olmasalar da Moda, Altınordu, Kurtuluş da  çok önemli örnekler de mevcut. Bu örneklerden birisi de Darüşşafaka’nın basketbol şubesidir. Üstelik Darüşşafaka’nın basketbol şubesi de hiçbir dönemde kapamıyor ki; başka dallarda şubelerini kapattıkları halde. Darüşşafaka’nın basketbol şubesi bu açıdan da çok önemli bir yerde. Bir dönem alt liglerde mücadele ettiyse de 1992 sonrası gerek altyapısı, gerekse de başarılı a takımıyla basketbolda da istikrarlı, o sert karakteri ortaya koyan bir takım profiliyle çok önemli bir yere sahip oluyor. Mesela ; Galatasaray ,Beşiktaş ve Fenerbahçe’nin zaman zaman geçirdikleri ekonomik problemler yüzünden vasat kadrolarla mücadele ettikleri bilinir. Ancak  Darüşşafaka’nın basketbol şubesinin böyle vasat bir dönemi olmamıştır. Çünkü; altyapısından devamlı beslenen bir takım yaratmışlardır. 

 Darüşşafaka’nın basketbol şubesinin altyapısından çok değerli isimlerin de çıktığını iyi biliyoruz. Bu değerli isimlerin en kayda değerleri kimlerdi  ve Türk Basketboluna ne gibi katıları oldu ?

Türk Basketboluna Darüşşafaka’nın basketbol şubesinin çok önemli katkıları oldu. Bu isimlerin en önemlisi de Yalçın Granit’tir. Ki hayatını anlatan bir kitap da (Adanmak) yakın tarihimizde satışa sunuldu. Mehmet Baturalp (1960’lar), Sinan Güler, Semih Erden, Mehmet Kahyaoğlu, Ömer Kahyaoğlu, Gökhan Sunter(1990’lar)  de  çok önemli ve aynı zamanda  takım tarihinin en popüler olmuş isimleridir. Sadece onlar da değil elbette; Darüşşafaka’nın basketbol şubesinin alt yapı takımında kariyere başlayan ve daha sonra çok önemli yere gelen antrenörler de olmuştur. Altar Tunçkol, Orhun Ene Darüşşafaka’nın basketbol şubesinin alt yapı takımında başlayıp çok önemli  yerlere gelmişlerdir. 

 Darüşşafaka’nın sadece spor değil sinema ve kültür yaşantımıza da ilginç katıkları oldu. Bunlardan başlıçaları  neler ?

Aslında Darüşşafaka’nın sadece sporda ve sinema ve kültür yaşantımıza olan katkılarının yanında daha üst çatıda olan katkılarının da atlanması gerektiğini düşünüyorum. O da eğitim alanındaki katkılarıdır. Zira Darüşşafaka gelir düzeyi düşük ve anne-babalarını kaybetmiş çocuklara  çok iyi birer eğitim vererek, diğer sosyal anlamlarda da dezavantajı olanların dezavantajlarını  gideriyor. Ve bu eğitimi yaparken de çocukların hepsini de sanat dallarıyla (sinema tiyatro vb. ) uğraştırıyor ve aynı zamanda lisanslı birer sporcu yapıyor. Bugün yaklaşık bin öğrencisi olan Darüşşafaka’nın tahminen 700’ü lisanslı sporcudur. Ki; benim tahminim  de bu doğrultuda. Bu da Türkiye’de inanılmaz bir şeydir. Zaten lisanlı sporcu sayımızın yaklaşık 400.000 olduğu ve  hiçbir okulda bu kadar lisanslı sporcunun olmadığını da  düşündüğümüzde çok çok iyi bir rakamdır. Bu açıdan de geniş bir çerçevede eğitim ve kültür anlamında önemli hizmetleri var.

 Gökçe hocam Türkiye’de iyi yaşlanma konusunda harekete geçen ilk sosyal inisiyatif olarak kabul edilen Yaşa Devam projesinin video röportajlarını da çeken ekibin içinde yer aldınız. Sizce iyi yaşlanma konusuna ülkemizde nasıl bakılıyor ?

Türkiye’de iyi yaşlanma meselesi çok daha yeni gündeme geldi. Geriontolji bilimi dahi ülkemizde çok az sayıda üniversitemizde bilim olarak ele alınıyor. Aynı zamanda da çok önemli bir konu. Çünkü; Türkiye’de yaşlıların sokağa çıkması, sosyal hayata karışması, üretimin içinde yer alması toplumsal devamlığın ,hafızanın, deneyimlerin aktarılması açısından da son derece önemli. Bizler kimi yerde hem hafızası hem güçlü, hem de hafızası zayıf bir toplumuz. 80’lerden beri de hızlı tüketmeye çok alışkın olduk. Fakat yaşlıların, yani yaş alan insanların  daha genç yaştaki insanlarla aynı sosyal hayatların içinde olması bu deneyim aktarımı açısından son derece önemli. Bunun yanı sıra, yaşlılarla bir arada olmak bizler için birer toplumsal görevdir aynı zamanda. Ve onların rahatını da sağlamalıyız. Ama bir yandan da yaşlıların hayatın içinde yer bulabilmeleri çok önemli. O yüzden de,iyi yaşlanma da toplumsal sağlık açısından da çok önemli. Türkiye’de iyi yaşlanma konusunda harekete geçen ilk sosyal inisiyatif olarak kabul edilen Yaşa Devam projesi de yine Doğuş Grubu’nun bir projesiydi. Amacı da iyi yaşlanma konusunda farkındalık yaratmak. Keza Darülaceze’de de bu amaç çerçevesinde çalışmalar yapıldı. Ben de Darülaceze’deki yeni yapılan ziyaretçi merkezinde iyi yaşlanan isimlerle videolar çektim. 

 Abiniz Cenk Demirkıran da şimdilerde Beykent Üniversitesinde çalışmalarını sürdürüyor ve profesörlük unvanını da yakın bir zamanda kazandı.   Cenk hocayı da buradan kutluyorum. Abinizle sinema hakkındaki anılarınızı bizlerle paylaşabilir misiniz ?

Benim ve abimim çocukluk  hatta gençlik  yılları daha çok 1990’ları kapsıyor. O zamanlarda ise Türkiye’de sinema pek parlak değildi ve fazla bir üretim de yoktu. Daha çok Amerikan Sinemasının etkisi görülüyordu. 1996’lara kadar sinemada bir krizin olduğu dönemdi. Önce Yavuz Turgul’un Eşkıya’sı, daha sonra da  Mustafa Altıoklar’ın İstanbul Kanatlarımım Altında ve Ağır Roman filmleri sektöre tekrardan bir canlılık kazandırdı. Tabi, bizim çocukluk yıllarında  Amerikan çizgi romanları çoktu.  Mesela  Michael Jordan’ın oynadığı Space Jam’ı sinemada izlemiştim. Ancak; gençlik yılarında sinemaya daha çok ilgi duymaya başladım. Çünkü; sinema aynı zamanda bir söz söyleme alanı. Yani ifade etmek istediğim bir şey varsa; ifade edebileceğin bir araçtır. O yüzden de sözümü söyleyebileceğim  zamanlarda sinemaya çok büyük ilgim oldu. Bunun da en yoğun olduğu zamanlar üniversitede öğrenci olduğum yıllardı. Orada da İstanbul Film Festivali hepimiz için çok önemlidir. Öğretici bir alan açmıştır hepimiz için . Bir çok filmi orada izledik. Festival meselesinin ne anlama geldiğini o sayede öğrendik.

 Gökçe hocam , okuyucularımıza, bir mesaj verebilir misiniz ?

Gazetenize ben çok teşekkür ediyorum ve çalışanlarınıza başarılar diliyorum. Maalesef; gazetelerin okunmadığı, az okunduğu bir dönemden geçiyoruz. Hatta; sosyal medyadaki iletiler daha kısa olduğu için kısa yazılar hiç okunmuyor da denebilir. Ben , okuyucularımıza okudukları gazetelere sahip çıkmalarını öneriyorum. Onları mutlu eden ve bilgilendiren alanlar açan gazeteler, dergiler, kitap vb şeylere sahip çıkmaları okuyucularımız için çok önemli olduğunu düşünüyorum.


Kaynak: ÖZEL HABER
Editör: SİNAN ERDOĞDU
Bu haber 171 defa okunmuştur.
HABERE YORUM YAZIN



DİĞER ÖZEL HABER HABERLERİ
ANKETİMİZE KATILIN

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Beğendim
Beğenmedim
Fena Değil

Tüm Anketler
NAMAZ VAKİTLERİ