Bugun...
04-03-2018 21:36:00 Kategori: GENEL

!f İstanbul 2018 ödülleri sahiplerini buldu ( I.BÖLÜM )

!f İstanbul 2018 ödülleri sahiplerini buldu ( I.BÖLÜM )
  • Facebook Paylaş
  • Yorum Yaz

"Sinema severlerin merakla bekledikleri ve yoğun ilgi gösterdikleri !f İstanbul 2018/ 17. !f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali için ilk bir haftalık notları sizler için paylaşmıştık. Festivalin son dört gününü ve ödül töreninden derlenen bazı önemli notlarla baş başa bırakacağız. "

!f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali, bu yıl da dünyanın dört bir yanından ödüllü bağımsızları ve usta yönetmenlerin son filmlerini Türkiye’de ilk kez seyirciyle buluştururken bu yıl 36 ülkeden 120 yönetmenin toplam 111 filminin gösterildiği festivali  tam 80 bin kişi izledi.
Bu arada festival ekibine, çok değerli festival gönüllülerine,  Uğur Yüksel ve Esen Saba’ya özel teşekkürlerimizi gönderiyoruz. Yine yayınlanan haberlerden dolayı 17. !f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali’nin festival direktörleri Serra Ciliv ve Pelin Turgut gazetemize de  özel bir teşekkürde bulundular. Biz de kendilerine başarı dileklerimizi ilettik . 
Hollywood’un yeni isimlerinden ve yükselen yıldızlarından  Alex Sharp İstanbul’a ilk kez geldi 
John Cameron Mitchell’ın Neil Gaiman’ın kısa öyküsünden uyarladığı ve kadrosuyla ışıldayan punk filmi “How to Talk to Girls at Parties / Partilerde Kız Tavlama Sanatı”  festivalin 8.Gününde Türkiye galasını Nişantaşı City’s’de yaptı. Galanın ardından izleyicilerle bir araya gelen filmin başrol oyuncusu Alex Sharp da salonda kahkaha tufanı estirdi. 
Sharp filmin senaryosunu anlayabilmek için iki kere okuduğunu ve hem John Cameron Mitchell ve Neil Gaiman, hem de rol arkadaşlarından dolayı çok heyecanlandığı bir proje olduğunu anlatırken, filme hazırlanırken sorularıyla Mitchell’ı yüzlerce kez aradığını söyledi. Elle Fanning’le çekimlerde çok eğlendiklerini de belirten Sharp, , aslında tiyatro oyuncusu olduğunu ve ilk kez bir filmde oynadığını izleyicilerle paylaştı. 
Alex Sharp’a sorulan bir başka soru da filimdeki  en sevdiği sahne üzerine idi. Sharp sorulan bu soruya ise yanıtı verdi;” Elle’le en çok sevdiğimiz sahne şarkı söylediğimiz sahne oldu. Aynı zamanda çok da korkutucuydu. Çünkü John Londra’dan gerçek Punkları çağırmıştı ve gerçekten de biz söylüyorduk.”
“Terapi” için filmin yönetmeni ve 
yapımcısından önemli açıklamalar  
Festivalin Aşk ve Başka Bi’ Dünya Uluslararası Yarışması’nda gösterilen filmlerinden olan “The Work / Terapi” ”  festivalin 8.Gününde dikkat çeken bir başka çalışmaydı ve filmin yönetmeni Jairus McLeary ve yapımcılarından Miles McLeary de filmin gösterimi için İstanbul’a gelmişlerdi.  
“Acı çeken insanlar acı verirler. İyileşebilen insanlar iyileştirir.” Diyerek filmini tarif eden ikili filmin ortak bir çalışma olduğunu ve ailece 10 yıldır Folsom’da, bu projede gönüllü olarak çalıştıklarını açıklarken, film hakkında da bilgi verdiler. 
Kadınlar için de böyle bir proje üzerine çalıştıklarını söyleyen Jairus  McLeary  filmde onlara eşlik edenlerin süreci hakkında gelen soruya ise  “Ekipteki herkes daha önceden bu programa gönüllü olarak katılmak ve bu terapiden geçmek durumundaydı. Ancak bu terapiden geçtikten sonra içerdekilerin güvenini kazanıp o anın önemine ve duygusuna müdahale etmeden işlerini yapabileceklerine inandık.” cevabını verdi. 
2009 yılında yapmaya başladıkları filmde yer alan Dante’nin hala hayatta ve çıkmayı beklediğini, daha da güzeli filmi oğluna seyrettirdiklerini paylaşan Miles McLeary de  , filmin konusu da olan olağanüstü terapi programının nasıl başladığını anlattı ve şunları söyledi : “İçeride Neo-Nazi grubunda olan bir adam vardı. Bir gün aralarında kavga ettiler ve o dışarı atıldı. O sırada Victor Frankl’in ‘İnsanın Anlam Arayışı” kitabını okudu. Holokost süresince kamplarda kalmış ve kurtulmuş olan bir psikoloğun hikayesi bu. Hapishanedeki çeşitli grupların liderlerini çağırdı ve onlarla beraber bazı grup çalışmaları yapmaya başladılar. Dışarıdan şairler ve grup terapistleri katıldı ve zamanla büyümeye başladı.” 
“The Nothing Factory 
/ Hiçlik Fabrikası”  
ekonomik krizle müziği 
bir araya getiriyor 
Keş!f Uluslararası Yarışması’nda yarışan “The Nothing Factory / Hiçlik Fabrikası”nın gösterimi de aynı gün içerisindeydi. Festivalin Banu Bozdemir, Gül Yaşartürk ve Sevin Okyay’dan oluşan Sinema Yazarları Derneği (SİYAD) jürisi ise filmi ödüllendirdi. Filmin yapımcılarından  olan Susana Nobre de “The Nothing Factory / Hiçlik Fabrikası”   ilgili olarak izleyicilerin sorularını yanıtladı. 
Nobre daha önce çektiği “Active Life” filmini de aynı bölgede çektiğini söylerken, birçok boyutu olan filmin başta bir tiyatro oyununun müzikal uyarlaması olup, başka bir yönetmen tarafından yönetileceğini ama kriz hakkında müzikal yapmayı uygun görmeyen yönetmenin projeyi bıraktığını da sözlerine  ekledi ve   “Bu noktada Pedro dahil oldu. Film üzerinde o kadar fazla değişiklik yaptı ki çok değişti. Var olan müzikal kısımlar o orijinal fikirle alakalı olarak var.”  diyerek  yönetmenin filme dahil olma sürecini paylaştı. 
Öte yandan film !f İstanbul 2018’in  Ankara ayağında yer alacak  ve 4 Mart Pazar günü saat 22:00‘da Cinemaximum Armada’da da gösterilecek .
“Drift / Sürüklenme” filmin ses ve müzik tasarımcısı Nika Breithaupt tarafından anlatıldı 
Keş!f Uluslararası Yarışması’nda yarışan bir diğer film olan  “Drift / Sürüklenme” aynı gün izleyiciyle buluştu ve filmin ses ve müzik tasarımcısı Nika Breithaupt filimle ilgili olarak  açıklamalarda bulundu.  
Yönetmen Helena Wittmann ile  yaklaşık on yıldır çalışan Nika Breithaupt , projeyi duyar duymaz dahil olmak istediğini söyledi ve film için şunları söyledi ; “Başta bir senaryo gibi bir şey vardı elimizde ama içine girdikçe ve film üzerine çeşitli yolculuklar yaptıkça ana karakterin okyanus olmasına karar verdik….ve bir arayışın filmine dönüştü,” 
“Drift / Sürüklenme”  deki ses ve müzik tasarımıyla ilgili süreci ise  “Minimalist bir yaklaşımla nasıl daha fazla duygusallaştırmadan ve seslerin içinde kaybolmadan nasıl kurgularım. ” diyerek ifade eden Nika Breithaupt ses tasarımında minimalimize özen gösterdiğini söyledi. 
Samuel Aubin’nin belgeseli “Ara 
Güler, Bir Zamanlar İstanbul”a ilgi 
yoğundu 
50 yıldan fazla süredir İstanbul’un usta fotoğraf sanatçısı Ara Güler’in sanatıyla yarattığı belleği, İstanbul sokaklarını, insanlarını ve hikâyelerini yeni gözlerle görmemizi sağlayan usta belgeselci Samuel Aubin’in son  belgeseli “Ara Güler, Bir Zamanlar İstanbul”un gösterimi yönetmen  Samuel Aubin’in katılımıyla gerçekleşti. 
Filme ilgi oldukça yoğundu ve Samuel Aubin de belgeseli çekmesinde  İstanbul’da yaşadığı dönemde  Ara Güler’i görmesinin çok etkin bir rol oynadığını söyleyerek, “Başta onunla çekim yapmak benim için zordu. Bazen istemiyordu. Bazı sahnelerde aramızda tansiyon yüksekti, fark etmişsinizdir. Zaman ilerledikçe arkadaş olduk.”  diye konuştu ve usta isimle olan dostluğunu  seyircilerle paylaştı.
Rojda Şekersöz yönetmeni olduğu  “Rüyaların Ötesinde”  için “Aynı ailede birkaç kuşağı portrelemek istiyordum.”   dedi ve filmini izleyicilere anlattı 
Keş!f Uluslararası Yarışması kapsamında gösterilen  “Beyond Dreams / Rüyaların Ötesinde” nin gösterimi  de festivalin 9. gününde ve yönetmen Rojda Şekersöz’ün katılımıyla gerçekleşti. 
Seyircinin sorularını yanıtlayan Şekersöz filmin çekilme hikayesini ise şu  şekilde anlattı : “19 yaşında film okulu bittiğinde bu hikâyeyi geliştirmeye başladım. Yapımcılar beni aradığında kızların arkadaşlığı üzerine bir hikâye yapmak ister misin diye sordular ama bir senaryoları yoktu.” 
“Benim için önemli olan karakterler arasındaki ilişkilerdi” diyen Rojda Şekersöz “Bu filmde gördüğünüz karakterler işçi sınıfın orta tabakası gibiydi ve benim aslında anlatmaya çalıştığım şeyler işsizlik ve bir iş güvencesi olmaması gibi şeyler üzerineydi. Aynı ailede birkaç kuşağı portrelemek istiyordum.”  diyerek  de filmde  işsizliği ele aldıklarını ve aynı aile üzerinden birkaç kuşağı işlediğini söyledi. 
Rüyaların Ötesinde 3 Mart Cumartesi günü saat 13:00’de Ankara Cinemaximum Armada’da da gösterilecek. “Primas / Primalar” ın yönetmeni Laura Bari “Amacımız görünmez olanları görünür kılmaktı.”
Aşk ve Başka Bi’ Dünya Uluslararası Yarışması’nda yer alan ve Montreal Belgesel Festivali’nde Özel Mansiyon kazanan “Primas / Primalar” iki kuzenin çarpıcı  ve gerçek hikayelerini isleyen yılın dikkat çeken belgesellerinden. Üstelik ne yazık ki ülkemizin güncel gündemine de uyan Cinsel İstismar ele alınıyor. Bu arada “Primas / Primalar” da 17. !f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali’nin Aşk & Başka Bi’ Dünya Yarışması Birincilik Ödülünü kazandı 
Filmin Türkiye’deki bu ilk  gösterimine yönetmeni Laura Bari de katıldı ve Bari filmin hikayesinin Arjantin’de bilinen ve gerçek bir hikâye olduğunu anlatan Bari, filmdeki istismara uğramış iki kızdan birinin kuzeninin çocuğu, diğerininse yeğeni olduğunu açıkladı ve “Bizim amacımız görünmez olanları görünür kılmaktı. Bu bir anlamıyla sanat eseri ama aslında bir sevgi eseri” diye konuştu. 
Laura Bari’nin dikkat çekici bir başka açıklaması da, “Şu anda çok güçlü ve iyi görüyorum onları, gülümsüyorlar ve mücadele ediyorlar. Belki 1000 belki 2000 yıl daha bunun için mücadele etmemiz gerekecek.”  İdi ve  film sonuna tüm seyirciler  kızlara sevgilerini  yolladılar. 
YAPIMLAB @ !f: Yeni Renkler Yapımcı Atölyesi ve !f Doc Lab festivalin önemli bölümlerinden 
Festival kapsamında gerçekleşen YAPIMLAB @ !f: Yeni Renkler Yapımcı Atölyesi ise iki gün sürdü Zeynep Özbatur Atakan tarafından yönetilen ve iki gün süren Yapımlab ile yapımcılar keşif yolculuğuna çıktılar ve ikinci günün sonunda 3 kişilik jüriye sunum yaptılar. !f Doc Lab ise tam üç gün sürdü . !f Doc Lab’de, etkinlikte fon bulmadan pazarlamaya, belgesel film yapmanın tüm incelikleri  masaya yatıldı. !f Doc Lab’de ikinci gündeki çalışmalar sizlere de  konunun önemi hakkında fikir verecektir.  Samuel Aubin ve Berke Taş sohbet ettiler; Melis Behlil moderatörlüğünde Jairus McLeary, Shevaun Mizrahi ve Till Schauder bir araya geldi ve  Laura Bari’nin Master Class’ı gerçekleşti ve Orwa Nyrabia ile  !f Doc Lab’e katılanlar buluştular.
!f²’de tam 33 Şehir bir arada film 
izlediler 
17. !f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali’nin en önemli bölümlerinden olan !f² projesi, bu yıl da beş festival filmini Türkiye ve komşu coğrafyalarda 50ye yakın noktaya taşıdı ve  atık yıl boyu her ay gösterim ve söyleşilerle devam edecek. Bu mini-festival, Türkiye ve Orta Doğu’dan en yeni, uzun ve kısa metraj filmlerin ve belgesellerin geniş kitlelerce izlenebilmesi, tanınması ve takip edilmesini hedefliyor. !f²’nin bu yılki teması ise  ‘Kadınlar Var, Hayat Var!’ oldu .
Festivalin 10 ve 11. günlerinde  gerçekleşen !f² projesinde Nejla Demirci’nin “Yüzleşme”, Sadaf Foroughi’nin “Ava” , Zeynep Köprülü’nün “Dans Eden Kızlar”, Ayçe Kartal’ın “Kötü Kız” ve Breet Morgen’in “Jane “ adlı filmleri izleyicilerle buluştular.

 

 


Kaynak: ÖZEL HABER
Editör: SİNAN ERDOĞDU
Bu haber 141 defa okunmuştur.
HABERE YORUM YAZIN



DİĞER GENEL HABERLERİ
ANKETİMİZE KATILIN

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Beğendim
Beğenmedim
Fena Değil

Tüm Anketler
NAMAZ VAKİTLERİ