Bugun...
18-06-2018
CENGİZ BAYSU

CENGİZ BAYSU

18’inci ve 19’uncu yüzyılda Nevşehir

Olağanüstü doğa güzelliğinin yanı sıra engin bir tarihi sürece de sahne olmuş Kapadokya… Pers dilinde “Güzel Atlar Ülkesi” anlamına gelen Kapadokya, ticari kervanların faaliyetleriyle diyarlar arasında bir köprü oluşturmuş. 
Kapadokya’nın göz bebeği Nissa, M.S.1’inci yy’da Roma hükümranlığına boyun eğmiş, 3’üncü yy’dan itibaren Hıristiyanlığın etkisine girmiş. Nissa’nın adı Büyük Selçuklular, Anadolu Selçukluları ve Beylikler döneminde Muşkara olarak geçmiş ama değeri pek anlaşılamamış.
Osmanlı idaresinde
Osmanlı idaresi altında küçük bir köy olan Muşkara’da doğmuş İbrahim Efendi… Sonra İstanbul’a gelip saraya helvacı olarak girmiş, talihin yardımıyla III. Ahmet’in kızı Fatma Sultan’ı eş olarak almış… Paşalığa yükselmesiyle birlikte köyün çehresi değişmeye başlamış,  bu küçük köyün. Nevşehir adını alarak Osmanlı idari yapısında basamak atlamış...
Konumuz gereği 18’inci yy’dan itibaren Nevşehir’e baktığımızda büyük ölçüde imar faaliyetlerinin başladığını, özellikle taş işçiliği ve ahşap ustalığının yanında nakliyeciliğin bu çalışmaların içinde yer aldığını görüyoruz. 
Tahıl, sebze ve meyve rekoltesi artış kaydediyor. Halkın bir kısmı iş bulmak amacıyla İstanbul’a göçüyor. Nevşehir insanı, saraylarda bevvap , kilerci , bahçıvan , aşçı olarak çalışıyor; kasırlarda faytonculuk, bekçilik , marangozluk, Matbah-ı Amire’de depoculuk  ve ciltçilik yapmaya başlıyor.  
Nevşehirliler, hem kendi memleketlerinde hem de İstanbul’da el sanatları, şarap üreticiliği,  nalburiye ve ziraatçilik alanlarında sesini duyurabilmenin yanı sıra beratlı Avrupa esnafı olmayı da başarmıştır.  Her devirde olduğu gibi İbrahim Paşa’nın sadrazamlığı döneminde de kendisine şirin görünmek, terfi veya daha iyi makamlar elde etmek için ikiyüzlü davranan insanlar olmuştur.
Damat İbrahim Paşa’ya olan ilgi
Beklenti içinde olanlar, ileride beklentilerini gerçekleştirebilmek amacıyla Damat İbrahim Paşa’ya hediyeler sunmuş, kendilerine intikal eden arazileri ucuza satmış (Tersane Emini Hüseyin Ağa’ya ait Fındıklı’da Müftü Sarayı denilen evin iki buçuk masuralık suyunun satılması ve Sadrazam kethüdası Mehmet Ağa’nın Mora’daki yedi çiftliğinin satılması)  veya bağışlamışlar.
Osmanlı devlet adamları, her konuda kayıt tutturmaya çok önem verdikleri için Damat İbrahim Paşa’ya ait mücevher ve değerli eşyalar (gümüş eyer takımları, şatır kuşakları ve gümüş eşyalar vb.)  ve eşine ait olanlar da kayıt altına alınmıştır.  Aynı şekilde Paşa’nın iç ve dış matbahlarına (saray mutfağı ve kendi konutuna ait mutfak), ahırına  ve zevcesi Fatma Sultan’a ait harcamalar için de bu kayıtlar tutulmuştur.  
Damat İbrahim Paşa’nın icraatı
Diplomasiyi zarafetle tercih ve takip eden İbrahim Paşa, önceleri geçici görevle gönderilen sefirleri daimi olarak atamış, matbaanın kurulmasını sağlamıştır. (İbrahim Müteferrika, 1729’da Cizvitlerden Krusinski’nin yazdığı “Afganistan Harpleri Tarihi” adlı kitabı Nevşehirli İbrahim Paşa için tercüme etmiştir.)  Onun zamanında Arapça ve Farsça eserler için tercüme heyeti kurulmuştur.  
İbrahim Paşa, kendi zamanında meydana gelen olaylarla ilgili olarak yabancı devlet adamlarıyla yazışmalar yapmış, Mısır Valisi’ne (Mısır’a ait emir ve talimatlar),  Rus Çarı Petro’ya,  Rus Başvekil Goril Konte Golofkin’e  ve Şark havalisi kumandanı zata (Tiflis’in zaptı için harekâta devam etmesi)  mektuplar yazmıştır. 
Sadrazam Damat İbrahim Paşa zamanında ticaret hayatının tüm gereklerini yerine getirerek zenginleşen Nevşehir insanına, Sadrazam’ın vefatından sonra nazar değmiştir.  
Yunan İsyanı ilk kırılma olmuş
1821 yılında Yunan isyanının başlamasıyla Nevşehirli Rumlar arasında küçük kıpırdanmalar olmuş, bazı varlıklı aileler evlerini terk etmişler. Kentten ayrılmak isteyenler ve korkudan Girit’e kaçanlar olmuş… 
1842 yılında ilk defa altın karşılığı piyasaya sürülen kaimenin önce el yazılı ve seri numarasız olması çok sayıda sahtekârın türemesine yol açmış. Beşiktaş mütemekkinlerinden (ikamet eden, oturan) Nevşehirli arzuhalci Hasan, elli kuruşluk kaimeyi tahrif ederek (kazımak suretiyle) yüz kuruş yaptığından cezalandırılarak  memleketine sürgün edilmesi hususunda Kaptan Paşa’ya ferman yazılmış.     
Bu yüzyılın sonuna doğru köy ve şehir halkının vergi yükü incelendiğinde, köy halkının milli gelirde hissesinin % 50’nin altında olmasına rağmen % 87 vergi yükü altına itildiği görülmektedir.  Bu gelişmelerin Nevşehir insanına yansıması hem olumsuz hem de acı olmuştur. 
18’inci yy sonlarıyla ve 19’uncu yy’da işi ve ortaklıkları bozulan, vergileri ödemekte zorlanan çok sayıda insan, alacak verecek meselesi yüzünden mahkemelere düşmüş, soygun ve hırsızlık olaylarında artışlar kaydedilmiştir. İnceleme notlarımı sizlere sundum. Hoşça kalın!

 

Bu makale 133 defa okunmuştur.
MAKALE YORUMLARI
ANKETİMİZE KATILIN

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Beğendim
Beğenmedim
Fena Değil

Tüm Anketler
NAMAZ VAKİTLERİ