Bugun...
05-06-2018
CENGİZ BAYSU

CENGİZ BAYSU

5 Haziran Dünya Çevre Günü

Çevre günü nedir?
Böyle bir günün varlığından haberi olmayan nice insanımızın bulunduğunu söylesem abartmış olur muyum diye düşünürken rastladığım ilk kişiye sordum:
    ---Sizce Çevre Günü nedir?
    ---Çevremizi temiz tutmaktır.
    ---Yani yerlere çöp atmamayı mı anlamalıyız? Örneğin; görüntü kirliliği de dahil edilebilir mi sizce?
    ---Neden olmasın?
Deniz kenarında 
Önceki yıllarda iskele, meydan ve duraklara yakın yerlerde sudan çıkarılan nice atık ve kullanım eşyaları sergileniyordu. Eski cep telefonu, patlak futbol topu, şişeler, teneke bira kutuları, kırık gözlük, batarya, ayakkabı vb… 
Özellikle Kadıköy vapur iskelesi sergi için ideal bir yerdi. Hem benzer şeyler orada da vardı hem de çok sayıda insanın görebilmesi sağlanıyordu. Antalya’da plaj temizliğine katılan öğrencilerin çalışmalarını da izlemiştim.
İnsanımızın kullandığı ama artık işe yaramadığına inandığı veya çöp olarak gördüğü her şeyi rastgele attığını söyleyebiliriz. Deniz kenarında bir içen ve “potansiyel kirletici” diyebileceğim kişiye soruyorum:
   
 ---Sizce bunları neden denize atarlar acaba?
    ---Koca Osmanlı padişahı havuzda balıklara para atmış, bunların yaptığı çok mu? 
Evet, “potansiyel kirletici” konuyu da kirletmişti. Gerçekten biliyor muydu Sultan İbrahim’in
“Deli” lâkaplı olduğunu? Aaa, durun hele bu konuyu işleyelim şimdi…
Bir öğrenci grubu… 
Mısırcının yanından ayrıldıktan sonra dört kişilik öğrenci grubuna rastladık ve sorduk:

    ---Sizce IV. İbrahim (!)  veya “Deli” lâkaplı padişah havuzda balıklara para atmış mıdır?
    ---Abi hatırladığım kadarıyla o padişah IV’üncü değil III’üncü İbrahim olmalı…
Doğanın Dengesi 
Temel ormanda ağaç kesiyormuş, o sırada çevreciler de ormanda yürüyüşe çıkmışlar, Temel’i bu vaziyette görünce bir güzel pataklamışlar… Temel üstü başı perişan halde köye dönerken Dursun’a rastlamış. Dursun,

    ---Ula Temel bu ne hal böyle? diye sormuş, Temel de başlamış anlatmaya;
    ---Ormanda ağaç keseydum, birden kalabaluk pir grup Doğan’ın yencesini bozmişum diye dövdü peni. Halbuki ne Doğan’ı taniyruuum, ne de yencesuni.
Kirlilikte çeşitlilik
Hava kirliliği, suların kirletilmesi, gıda terörü, ağaçların tahribi, hayvan katli… Bunların hepsi bize çevremize verdiğimiz zararları anlatmaktadır. Bilinç oluşması, hayvan sevgisiyle, ağaç dikmeyi özendirmeyle, çöpleri rastgele atmamakla ilkokul yıllarında başlatılabilir. Gelgelelim öğretseniz de sonuç alamayacağımız konular olacaktır.
Bir uçağın beş bin km.lik uçuş için yaklaşık 25 ton yakıt tükettiğini, yüzlerce uçağın hiç durmaksızın bu sarfiyata katıldığını düşünürsek aeresol halde havaya karışan zehirli maddeler asit yağmuru şeklinde üzerimize yağmakta ve solumaktayız.  
Denizde gemilerin tonaj ve hızına göre tonlarca yakıt yaktığını ve sefer halindeki gemi sayısıyla ele alındığında dev rakamlar ortaya çıkar. Kara trafiğinde havaya karışan egzost gazları da solunum sistemimizi tahrip eden diğer bir kirlilik…
Önlemek mümkün mü?
Bunları nasıl önleyebilirsiniz? Ticaret yapılamayacak, trafik aksayacak, uçak seferleri duracak… Hangi firma razı olur? Hangi fabrika üretimini durdurur? Hangi patronun işine gelir ve hangi devlet teknolojik araştırmalarına ara verir? Oysa araştırmalar, geliştirmeler ve yenilemeler doğayı korumak düşüncesiyle yapılmalı değil midir? 
Dünya milletleri İnsan Hakları Evrensel Bildirisi’ni kabul etmişler; ama uymamakta yine başa güreşiyorlar. Sonucu ne olursa olsun menfaatlerine olan işleri yapmakta kararlılar. İnsanlık zehirli gaz soluyormuş kime ne? Koyarsın önüne bir ağaç dikme projesi, yaptırırsın kaleci çalıştırmasını olur biter… 
Denizler kirleniyormuş ama nerde? Kendi karasularında denize atılan en küçük atığa ağır cezalar tatbik ederken başkalarının denizlerinde pervasızca sintine boşaltırsın olur biter. Üç tarafı denizlerle çevrili ülkemizde deniz ulaşımını dışlamış, kara yoluna ağırlık vermişiz. Oy kaygısıyla plansız yerleşim bizi bakir ormanlara balta vurmaya, köşesine çekilmiş dereleri, koruları yok etmeye götürüyor. 
Nazım planlar, öngörünümler, sit alanları gibi kavramlar kâğıt üzerinde kalmaya mahkûmdur. “Boktan terazinin tezekten olur kefesi” diye boşuna mı demişler… 

Bu makale 152 defa okunmuştur.
MAKALE YORUMLARI
ANKETİMİZE KATILIN

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Beğendim
Beğenmedim
Fena Değil

Tüm Anketler
NAMAZ VAKİTLERİ