Bugun...
08-06-2018
CENGİZ BAYSU

CENGİZ BAYSU

Bilinçsiz inananlar

Mevcut semavî dinlerde farklı yorum, tefsir ve görüşler ortaya çıkabilmekte, inananlar mezhep ve tarikatlara ayrılabilmektedir. Dinin esaslarının iyi özümlenememiş olmasından dolayı da bölünmeler yaşanmakta ve hatta kullar en basit olaylarda bile birbirlerine düşmanlık besleyebilmektedirler.
Bir ramazan ayını daha idrak ediyoruz. Dinimizde ağırlığı ve yeri olan bu ay bile bizi yaptığımız kirli işlerden utandırmaya yetmiyor. Çoğumuz da orucu sigara içenin sigarayı bırakmak için verdiği sebatsız mücadele (!) gibi algılıyor, sadece aç kalmakla günü kapatıyoruz. 
Oruçluyken sinir tepesine vuran, hoşgörü zafiyeti yaşayan, yanında çalıştırdığı insanlara karşı acımasız davranan gafiller olduğu gibi vücuduna sadece ağzından bir şey girmemesine dikkat edip gözünden girenleri, kulağından girenleri ve diliyle sarf ettiklerini engelleyemeyen nice şaşkın var… 
Siyasette iş çığrından çıkmış, herkes ulu orta ağzına geleni söylüyor, yarışma ve yemek programlarına katılanlar kantarın topuzunu kaçırıyor, diziler ise saatine bakmaksızın şiddet ve bağırtı sergiliyor. Televizyon haberleri ise polis telsizi gibi… 
Erzurum’da iki aile arasında meydana gelen olaya 200 kişi katılıyor. Son şekliyle hayatını kaybeden iki kişi oldu. 17-18 civarında da yaralı var. Bu nasıl bir kindir? Hadi üç beş kişi katıldı diyelim. Bu çok insan bu girdaba nasıl girebiliyor, düşebiliyor?
  
İnsanlığın beklentileri
Çağımızın nimetleri, ihtiyaç ve beklentileri karşılayamamakta, insanlık giderek yokluğa mahkûm olmaktadır. Huzur ve refahtan kopan kişiler bunalıma düşmekte, iktisadî sistemler ise toplumlara krizler yaşatmaktadır. Bireyden başlayan bu şekildeki olumsuzluklar, sosyal çalkantıya dönüşerek insanlığı tehdit etmektedir. 
Kadın erkek eşitsizliği, miras bölüşümü, iktisadî tanım ve edimler, cezalandırma ve ıslah anlayışı gibi alanları kapsayan “dinî akid ve kaideler”in, bazı kesimler tarafından günümüzün sosyal yasalarıyla uyuşmazlık teşkil ettiği ve kul hakkı anlayışında farklılıklar sergilediği dile getirilmektedir.
Bu konularda beklentilerine karşılık bulamayan insanlar ise hassasiyet gösterebilmekte ve din ile aralarına mesafe koymaktadırlar.

Çatışmalar
Kendisini otorite görüp dinî mevzuata ekleme yapanlar, hem dini kirletmekte hem de içinden çıkılamayacak intihar, katil, bölünme ve çatışma gibi hallere sebebiyet vermektedirler. Dolayısıyla aradığı huzuru bulamayan insanlar, manevî yönlerini kuvvetlendirmek ihtiyacını hissetmektedirler. 
Belirli bir dinden olmasına rağmen dine karşı soğukluk duyan veya mesafeli olan insanlar, başka dinlerin misyonerleri vasıtasıyla diğer dine davet edilmekte veya kendiliğinden geçiş yapmaktadırlar. 
Mahalle baskısı, günah korkusu ve vicdan rahatsızlığı gibi nedenlerin, hür iradeyi baskı altına aldığı, dine karşı gizliden tepki doğmasına ve gizlice din değiştirilmesine neden olduğu artık “bilinenler” hanesinde yer almaktadır. 
“Dinler arası diyalog” şeklindeki yakınlaşmalar ve dinde “restorasyon” gibi çağa uydurma yaklaşımları sık sık gündeme getirilen çabalar arasındaydı.  Tarih bir tekerrür olduğuna göre bu eylemlerin gelecekte yeni çatışma sahneleri için senaryo olabileceği de değerlendirilmektedir.

Ne ölçüde huzur?
Kutsal kitapları incelediğimizde bir sonra gelenin önceki kitabın bazı kaidelerini kaldırdığını ve yenilerini getirdiğini görüyoruz.  Tarihsel gelişim içinde her dinin ilk yüzyılı “dini yayma ve kabul ettirme” çabalarıyla geçmiştir... sonraki yüzyıllar ise nakil, rivayet, hilâfet çalkantılarıyla… 
Avrupa’da engizisyon mahkemeleri, 30 yıl savaşları, dünya harpleri aynı Hristiyan dininin mensuplarını birbirlerine boğazlatmıştır. Emevî Saltanatı’nın icraatı, Beylikler Dönemi’ndeki üstünlük mücadeleleri ve Arap başkaldırısına karşı Osmanlı yönetiminin uygulamaları, İslâm dini mensuplarının da birbirlerinin gırtlağına çökmesine neden olmuştur. 

Sonuç
Siber çağda bilgiye her an ve her yerde kolayca ulaşılmasına rağmen bilginin nasıl kullanılacağı konusu henüz net bir hal almamıştır. Bu durum karşısında insanlığın, her konuda olduğu gibi manevi alanlarda veya inanç sistemlerinde görülen kirlenme ve ilkelerdeki “kat’lanmışlık”lardan kurtulmaya niyetlendiğini ve yeni değerler arayışına yöneldiğini söyleyenler vardır.
Böylesi bir algı ve yönelmeyle hatta tepkiyle ortaya çıkabilen anlayış mutlaka patlamalar yaratabilmekte ve insanlar, Tanrı varlığını kabul etse de “deist” bir anlayışa yönelebilmekte ve hatta onun mensubu olabilmektedir. Galiba din adamlarına daha büyük işler düşüyor…

 

 

 

 

 

 

Bu makale 154 defa okunmuştur.
MAKALE YORUMLARI
ANKETİMİZE KATILIN

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Beğendim
Beğenmedim
Fena Değil

Tüm Anketler
NAMAZ VAKİTLERİ