Bugun...
14-06-2018
CENGİZ BAYSU

CENGİZ BAYSU

Avusturya’nın keyfî kararı (II)

Avusturya 1938’de III. Reich’a katıldı 
Hitler Viyana’ya girdiğinde kalabalıklar onu çok büyük bir coşkuyla karşılamıştır. Halk, sonraki günlerde Hitler rejiminin yapacağı eylemlere peşinen ortak ve Nazilerin işleyeceği suçlara paydaş olmuştur. II. Dünya Savaşı’nın patlak vermesi üzerine Müttefikler’in Anschuss konusundaki tutumları da değişmiştir. 
Stalin’in önerisiyle Ekim 1943’te Moskova’da toplanan İngiltere, ABD ve SSCB Dışişleri Bakanları, Avusturya’nın Almanya ile birleşmesinin geçersiz olduğunu açıklamışlardır. Nisan 1945’te Sovyet orduları Viyana’ya girmiş ve Sovyet yetkililer eski siyasal partilere ve direniş hareketine katılmış olanlara örgütlenme hakkı tanımışlardır. 
1946’da Müttefiklerin anayasal konular dışında içişlerine müdahalesi sona erince 1946 ve 1947’de çıkarılan Nazilerden arındırma yasalarıyla Avusturya’nın siyasal ve toplumsal yaşamında Nazi nüfuzuna son verilmiştir.
İşgal altındaki yıllar
Viyana, 1955’e kadar müttefiklerin (İngiliz, Fransız, Rus, Amerikan) askerî işgali altında dört bölgeye bölünmüş olarak kalmış ve şehrin bölüşülemeyen tarihî merkezi, dönüşümlü bir şekilde idare edilmeye başlanmıştır. 
Yenilgiye ve ardından işgale rağmen Viyana, Nazi tahakkümü sonunda Doğu blokunu teşkil edecek komşu ülkeler gibi tek başına Sovyet Rusya eliyle kurtarılmamış olmanın mutluğuna erişmiştir. 
Rusların seksen kadar mücavir yerleşim bölgesini dahil ederek 1946’da kurdukları Büyük Viyana İdaresi, 1954’te sona erdiğinde ilâve edilen yerler tekrar Aşağı Avusturya bölgesine iade edilmiştir. 
Savaştan sonra, Avusturya tıpkı Almanya gibi dört güç (ABD, SSCB, İngiltere ve Fransa) tarafından işgal edilmiştir. 15 Mayıs 1955’te Avusturya hürriyetine kavuşmuş ve aynı yılın sonbaharında işgal ortadan kalkmıştır. 
Antlaşmaya konan bir madde gereği Avusturya’nın Almanya ile yeniden birleşmesi ve Habsburg Hanedanının geri getirilmesi yasaklanmıştır. Karnten, Steiermark ve Burgenland’daki Sloven ve Hırvat azınlıkların hakları güvenceye alınmıştır.
Benzerlikler
Buraya kadar olanlar, Osmanlı Devleti’nin I. Dünya Savaşı ve sonrasında yaşadıklarıyla Avusturya’nın II. Dünya Savaşı yılları ve sonrasında yaşadıklarının benzerliklerini ortaya koymaktadır. Müttefik devletlerce işgal edilmek, hanedanlarla bağları koparmak, azınlık haklarını güvenceye almak benzer sonuçlar gibi görünse de Türklerin tek bayrak altında toplanmasına karşılık Avusturyalıların Nazilerle birleşme düşüncesi farklılık arz eder.
Farklılıklar 
Vedat Eldem’in hesaplarına göre Osmanlı devletinin I. Dünya Savaşı’nın finansmanı için kullandığı kaynakların % 26’sı Alman ve Avusturya avanslarından oluşan dış kaynaklar iken İstiklâl Harbi’nin finansmanının sadece % 10’unun dış kaynaklardan (Sovyet yardımı ve bağışlardan) sağlanmıştır. Birincisi emperyalist bir yayılma savaşına katılma, ikincisi ise emperyalizme karşı bir silahlı direnme olan bu iki savaşın finansman biçimleri arasındaki farkın önemidir.
Versay Barış Antlaşması ile Avusturya’nın 1938 öncesi sınırları tanınmıştır. Türkiye’nin 1918 Mondros Mütarekesi öncesindeki sınırları ise tanınmamıştır. Diğer bir fark da, Avusturya’nın, Nazizm ve Hitler ile ilişkisi söz konusudur. 
Yahudilere, Çingenelere ve diğer etnik gruplara karşı yapılan soykırımdan Avusturya’nın kendisini kurtaramayacağı düşünülürken 1955 Antlaşması’nda Avusturya’nın hiçbir suçu kabul etmeden sıyrılmış olması ilginçtir.
AP, diğer üyelerine soykırımı tanımaları çağrısında bulunurken II. Dünya Harbi yıllarında İngiltere, Fransa ve Hollanda gibi ülkelerin Almanya’nın yükselişine engel olmamalarını göz ardı etmiştir. Neden o günün koşullarında Osmanlı toprakları üzerinde entrikalar çeviren İngiltere’nin adı zikredilmemektedir?
İngiliz tarihçi David Irving’in Nazilerin ünlü Auschwitz toplama kampında gaz odaları bulunmadığını ileri süren kitabı Avusturya’da yayımlanınca ünlü tarihçi 2006 yılında hapse mahkûm edilmiş, kısa süre sonra da tahliye edilmişti.
Toplama kampları / Gaz odaları / Sürgünler
AP, son oturumunda aldığı kararları açıklarken 1915-1917 yılları arasında Osmanlı İmparatorluğu topraklarında Ermenilere karşı gerçekleştirilen trajik olayları, 1948 BM soykırım suçları sözleşmesindeki tanıma göre soykırım olarak addetmiş; ama Avusturya’nın bu sözleşmeden sonra imzaladığı anlaşmayı dikkate almamıştır. Şunlar Avusturya’da yapılmadı mı? 
1. Yukarı Avusturya’nın Linz kenti doğusunda Mauthausen ve Gusen köyleri civarındaki toplama kampları, 1938-1945 arasında yoğun şekilde kullanılmıştı. Toplama kampındaki ilk tutuklular Komünistler, Sosyalistler, Sosyal Demokratlar, Romanlar (Çingeneler), Yahova Şahitleri, eşcinseller ve “asosyal” ya da sosyal açıdan sapkın davranışlar göstermekle suçlanan kişilerdir. Ocak 1945’te 85.000 tutsağı barındırdığından söz edilen bu kamplarda yedi yıl içinde 120-300 bin arasında insanın öldürüldüğü göz ardı edilebilir mi?
2. Ötenazi (Nazi güzellemesi) sözcüğü Nazilerin zihinsel rahatsızlıkları ya da fiziksel engelleri nedeniyle “yaşamaya değer” bulmadığı kişileri sistematik olarak öldürmesi anlamına gelir. Ötenazi Programı kapsamında 6 adet gaz odası tesisi kurulmuştur. Bernburg, Brandenburg, Grafeneck, Hadamar ve Sonnenstein tesislerine ilave olarak Avusturya’da Hartheim Kalesi de bu işlem için kullanılmamış mıdır? 
Ölüm merkezlerinde saf ve işlenmiş karbon monoksit gazı kullanılmış, binlerce Avusturyalı Yahudi bu merkezlerde hayatını kaybetmiştir.
3. Belli merkezlerde toplanan masum Yahudi ve Romanlar, işleme tabi tutulmak üzere işkence ve cinayet yuvalarına sürülmedi mi?

Bu makale 137 defa okunmuştur.
MAKALE YORUMLARI
ANKETİMİZE KATILIN

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Beğendim
Beğenmedim
Fena Değil

Tüm Anketler
NAMAZ VAKİTLERİ