Bugun...
14-01-2018
CENGİZ BAYSU

CENGİZ BAYSU

AB’yi korkutan nedenler (II)

Doğalgaz ve petrol kartı
Bir önceki bölümde AB’nin Rusya korkusundan bahsederken bu korkuyu da dile getirmiştim. Bazı şeyler vardır ki, ne kadar direnilirse direnilsin istene sonuca varılmıyor ve mutlaka yumuşama veya taviz vermeyi gerektiriyor. 
Almanya ve Fransa’nın da etkisiyle Rusya’yı Gürcistan’a saldırısı nedeniyle kınamıştı. Ayrıca Gürcistan’a hem siyasi hem de ekonomik destek verdiğini bildiren AB, ülkenin bağımsızlık ve toprak bütünlüğünün önemine vurgu yapmış ve Moskova’yı ateşkes koşullarına uyması yönünde uyarmıştı. 
Kafkas krizini görüşmek üzere 2008 yılında Brüksel’de bir araya gelen AB liderleri, Rusya’nın geri adım atmaması yani “doğalgaz ve petrol kartı”nı kullanması karşısında sert bir tavır alamamış ve ortaklık görüşmelerini ertelemişti. Dolayısıyla petrol ve doğalgaz konusunda Rusya’ya bağımlı olan AB ülkeleri de Rusya’yı, Gürcistan’a yönelik saldırıları nedeniyle kınamış; ancak herhangi bir yaptırım kararı alamamıştı. 
Dönem başkanlığını Fransa’nın yürüttüğü AB ülkelerinden Baltık ülkeleri, İsveç ve İngiltere, AB ile Rusya arasındaki “ortaklık anlaşmasının askıya alınması” yönünde teklifte bulunmuş olsalar bile 27 ülkenin çoğunluğu “daha ılımlı bir tavır alınması” yönünde görüş belirtmişti. 
Bu konuda hâlâ somut bir anlaşmaya varılmış değildir.
AP’nin Türkiye’ye karşı niyetleri 
TBMM-AB Uyum Komisyonunda ele alınan bir husus, basında pek zemin bulmasa da AB’nin 2021-2027 yıllarını içeren yedi yıllık bütçesinde Türkiye’nin yer almadığının belirtilmesi önemli bir konudur. 
Avrupa Parlamentosu’nun Türkiye’deki Anayasa değişikliğinin mevcut haliyle yürürlüğe girmesi halinde Türkiye ile üyelik müzakerelerin askıya alınacağının ortaya çıkmasına ve Türkiye’nin AB değerlerine ters bir düzenlemede ısrar etmesinin bu kaçınılmaz sonucu doğurmasına neden olacağı iddia edilmiştir.
Açıklamada, Türkiye’nin, AB’nin bu kararının ardından başta yargı bağımsızlığı ve demokratik kurumların güçlendirilmesi için düzenlemeler yapmak zorunda olduğu belirtilerek, mevcut durumun sürdürülebilir olmadığı, Türkiye'nin bir an önce demokratikleşme yolunda adımlar atması ve yeniden AB değerlerine dönüş sağlaması gerektiği kaydedilmiştir.
İç siyasetteki söylemlerimiz bir yana konunun AB ve AP tarafından bizim hakkımızda neler düşünüldüğünün bilinmesi bakımından önemlidir. AB’nin lokomotif ülkesi Almanya önceki yıllarda da PKK terörüne karşı Alman tanklarının kullanılmasını engellememiş miydi? AB, korkulara kapıldıkça Türkiye’ye karşı tedbirler almaktan geri kalmıyordu. Yabancı basında çıkan haber ve yorumlara göz attığımızda bakın daha nelerden bahsediliyordu…
AB daha neler yapabilir?
Rusya ve Türkiye’nin bölgede artan etkisini kırmak için sadece ticari ilişkilere bağlı kalmamayı düşünen AB, kendisini panik ve korkuya iten “mülteci krizi”ni önemli konulardan birisi olarak görmektedir. Dolayısıyla;
    * Batı Balkanlara yeniden yönelmeyi fırsat olarak görmek,
    * Bu ülkeleri, mülteci krizinin çözümünde karar verme mekanizmasına ve siyasi sürece dahil etmek,
* Enerji Birliği gibi projelerle bu ülkeleri stratejik entegrasyona çekmek,
* Batı Balkanlardaki önemli bölgelerde sağlam bir siyaset izlemek, Balkan ülkelerinin otokratik eğilimlere ve Türkiye ve Rusya gibi güç merkezlerinin manyetik alanına girmesine karşı demokrasi ve insan haklarının önemini öne çıkaran yol takip etmek,
 * Batı Balkanlara daha fazla yatırım yapmak,
 * Kendi siyasetinin Balkanlarda yer bulmasına kolaylaştırmak amacıyla karşı propaganda araçları tesis etmek gibi tedbirler alması ve yol izlemesi doğaldır. 
Yeni bir endişe kaynağı daha
2017 Şubat ayında Lefkoşa’nın Rum kesiminde, Rum şahinler tarafından organize edilen “Müzakerelerin bir anlaşma ile sonuçlanmaması semineri” düzenlenmişti. Rum şahinleri olarak anılan ve aralarında EDEK, DIKO, Vatandaşlar İttifakı, Ekologlar ve Dayanışma Hareketi’nin yer aldığı Rum sağcı partilerin organize ettiği seminere AB üyesi ve diğer diplomatlar katılmamakla birlikte Rusya Federasyonu’nun Lefkoşa Büyükelçisi Stanislaw Osadchiy katılmıştı.
Rus Büyükelçisinin katılımı seminer organizatörlerini memnun etmekle birlikte Kıbrıs Rum Yönetimi’ni tedirgin etmişti. Bundan sonraki çözüm müzakerelerine Rusya’nın fiilen katılmak isteyebileceği kaygısına düşmüşlerdi.  
Kıbrıs Rum Yönetimi yıllardır Rusya’yı müzakerelerin içine çekmeye çalışıyordu; ama belli ki günümüzde Türkiye-Rusya yakınlaşması, Rum Yönetimini fena halde korkutmuştu. Bu nedenle de Rusya’nın müzakerelerde direkt veya endirekt taraf olmasının kendilerine zarar vereceğini inancındaydılar ve kesinlikle istemiyorlardı.
Kıbrıs Rum Yönetimi’nin bu yılın başındaki kaygısına AB belki biraz ilgisiz kalmış, Türkiye ile Rusya’nın yakınlaşması nedeniyle Rusya’nın seminere katılımından huzursuz olmuştu. 
AB öncelikle, Kıbrıs ta varılacak bir anlaşmanın, Yunanistan ile Türkiye’ nin arasını düzelteceği ve Doğu Akdeniz den çıkarılacak doğalgazın Türkiye üzerinden AB ye gönderileceği ve Rus Gazprom’un zarara uğraması suretiyle Rusya’nın elindeki güçlü doğalgaz kozunu kaybedeceğini düşünmüş olabilirdi.
Oysa Türkiye Rusya’dan S-400 füzelerinin satın alma anlaşmasını yapmıştı. Ya şimdi bunları Ege ordusu bölgesinde konuşlandırırsa durum ne gösterirdi? Öyle ya, Türkiye’de adaların Yunan askerleri tarafından işgal edildiği haberleri sıkça duyuluyordu… Yunanistan-Türkiye sınırları, AB’nin doğu sınırlarıydı…
Sevgili okurlar, görüyorsunuz ki bizler birbirimizle uğraşırken elin oğlu bizim hakkımızda neler düşünüyor, neler planlıyor değil mi?

 

Bu makale 302 defa okunmuştur.
MAKALE YORUMLARI
ANKETİMİZE KATILIN

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Beğendim
Beğenmedim
Fena Değil

Tüm Anketler
NAMAZ VAKİTLERİ