Bugun...
12-08-2017
CENGİZ BAYSU

CENGİZ BAYSU

Ahmet Mithat Efendi

… Ahmet Mithat Efendi de Avrupa’ya gitmeden önce Beyoğlu hayatını gözlemlemiş ve Fransız romanlarından ideal bir âdâb-ı muaşeret programı çıkartmıştır. Ahmet Mithat Efendi’ye göre Osmanlı modernleşmesini çıkmaza sokan temel bir yanılgı vardı. Avrupa mit’ini şekillendiren ve bütün Batı toplumları için geçerli, genel bir âdâb-ı muaşeret yasasının varlığına inanmak…
İyi bir gözlemci
Modern hayatı tanımaya çalışan Osmanlı için bu yasa, kültürel farklılıkları ortadan kaldıran ve sınıfsal bölünmeleri silerek herkesi özgür insan ideali etrafında toparlayan sihirli bir güce sahipti. Mithat Efendi’ye göre bu algı, gündelik hayatın toplumsal dinamiklerini hesaba katmayan bir soyutlamanın ürünüydü.  
İnsanımıza cazip gelen özgürlük idealinin de ilkesiz bir serbestlik olarak kavranmasına yol açmıştı. Ona göre bütün Batı toplumları için geçerli bir âdâb-ı muaşeret yasası yoktur. Her toplum kendisine göre bir değerler sistemine sahiptir.
Ahmet Mithat Efendi’nin 
tavsiye ve telkinleri
… Ahmet Mithat tipik bir gözlemcidir. Temâşânın öğreticiliğine inanır. Trende uyulması gerekli adab-ı muaşeret kurallarını da şöyle sıralamıştır: 
Yolcu kendisi için gerekli eşyayı yanına alarak vagonlardaki mevcut tel raflara, diğerlerini de ücret karşılığı yük vagonuna koymalıdır. Aksi halde hem dar olan vagonlarda rahat yolculuk etme imkânını ortadan kaldırır hem de başkalarının haklarını çiğner. 
Sarmısak soğan gibi ağız kokutan şeyler yenmez, içki içilmez. Yolculuk boyunca ufak tefek şeyler yenilebilirse de asıl yemek trenin restoranıdır. Sigara içilebilecek vagonlar ayrıdır. Bu kurala uymayanlar görgüsüz kabul edilir. Kadınlar ve yetişkin kızların boş kanepelere uzanıp yatmaları âdâb-ı muaşeretle bağdaşmaz… 
Batı’nın otellerinden…
Mithat Efendi’nin üzerinde önemle durduğu bir konu da oteller ve buralarda uyulması gerekenlerdir.  Osmanlı insanı oteli Beyoğlu yakasında tanımıştır. Sur içi İstanbul’unda ise otel yoktu. Şehri ziyaret eden yabancılar ya Beyoğlu otellerinde kalırlar ya da kahvehane peykelerinde sabahlarlardı. 
Otel âdâb-ı muaşereti yeterince bilinmiyordu. Bu yüzden Avrupa’ya gidenler için oteller adeta birer kapalı kutuydu. Avrupa’daki Otellerle ilgili birkaç genel kuralı sıralamakla yetinir. Odayı kilitli tutmakta yarar vardır. 
Otel hırsızları Avrupa’da çok yaygındır. Dışarı çıkılacağı zaman anahtar resepsiyona bırakılır. Otel salonuna girildiğinde orada bulunanlara selam vermek nezaket icabıdır.
Mekân tasarımı
Âdâb-ı muaşeretle birlikte mekân tasarımı da kendisini gösterir. Mekânların Avrupa standartlarına göre düzenlenmeye başlaması aşamalı biçimde gerçekleşmiştir. Önce iç yüzeyde başlayan modernleşme daha sonra dış cepheye yansımıştır.
III. Selim döneminde ocağın yerini şömine almış ve bu nesne birincil işlevinin dışında bir süs öğesi olarak kullanılmıştı. Örneğin; piyanonun Osmanlı konağına girmesi yalnızca modern bir sembol olarak değer taşır; yoksa bu çalgının yaygın biçimde kullanıldığını kanıtlamaz.
Batılı ev eşyası ve süs objelerinin asıl işlevlerinin dışında kullanılmaları yaşam ortamının kültürel dengesini de bozmuştur. Ahmet Mithat Efendi bu dengesizliği de göz önüne alarak orta tabaka bir Avrupalının ev düzeni hakkında ayrıntılı bilgi verir.
Evin girişinde vestibule denilen ve içinde palto, şapka asmaya yarayan vestiaire’in bulunduğu bir kısım vardır. Vestiaire yalnızca vestibule’e konur. Oysa Osmanlı konaklarında salonlara kadar taşınmıştır.
Eşyaların mekânlara göre dağılımı
Zengin evlerinde asıl salonun girişinde bir de antichambre vardır. Ziyaretçi ev sahibini burada bekler, daha sonra salona alınır. Antichambre’lar sade döşenirler, duvarlarına tablo asılmaz, kütüphane yerleştirilmez. Eğer misafir, ev sahibinin yakın arkadaşıysa salon yerine cabin de travail’da ağırlanması bir âdâb-ı muaşeret gereğidir.
Salon, döşenmesi çok özen isteyen bir yerdir. Şöminenin sağ tarafına yerleştirilen koltuk evin hanımına aittir. Bu koltuğun karşısına süslü bir kanepe konur ki, burada da ev sahibinin misafirleri oturur. Salonun ortasında bir masa ve etrafında iskemleler vardır. Bu masa yemek için kullanılmaz. Ev hanımının oturduğu koltuğun yanında küçük bir sehpa vardır ki, üzerine en yeni çıkmış olan kitaplardan birazı, ilmi ve edebi mecmuaların son nüshaları ve o günkü gazeteler konur.
Salona konulmayacak eşyalardan biri de divandır. Salonlarda uzanıp yatmak hakkı kimseye verilmemiştir. Batılı âdâb-ı muaşereti benimseyen Osmanlı konaklarında salon duvarlarına aile fotoğrafları asılmışken Avrupa’da bu durum tam bir görgüsüzlük sayılır. Aile fotoğraflarının yeri albümlerdir, salon duvarları değil. Duvarlara ancak sanat değeri yüksek resimler asılabilir.
Yine Osmanlı konaklarında salonlara taşınan komodin ve konsolların da yeri burası değildir. Bizde ayna komodinin üzerine takıldığı halde Avrupa’da konsolun üzerine konur.  Yazı masası bir süs eşyası olmadığı için yeri salon değil, cabine de travail’dir. Yemek odasında bizdeki gibi kanepe ve koltuk bulunmaz.                                        

 

Bu makale 911 defa okunmuştur.
MAKALE YORUMLARI
ANKETİMİZE KATILIN

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Beğendim
Beğenmedim
Fena Değil

Tüm Anketler
NAMAZ VAKİTLERİ