Bugun...
22-03-2018
CENGİZ BAYSU

CENGİZ BAYSU

Avusturya’nın husumeti neden?

    Dünya ulusları, insanlığın var oluşundan itibaren kendilerini kavga halinde bulmuşlardır. İlk zamanlarda belki taş baltaya veya mızrağa sahip olabilmek, belki yakalanmış bir hayvanı kapabilmek ve belki de sınırlarını kendi tayin ettiği arazisini savunmak amacıyla kardeşiyle, komşusuyla, kavmiyle kavgalı olmuştur. İnsanlık geliştikçe kültürler, bilgi seviyesi ve anlayış da gelişmiş ancak kavgalar daha değişik boyutlarda sürmüştür.
Bireysel kavgalardan kitlesel kıyımlara
    Bireysel kavgaların kitlesel kıyımlara dönüşmesi ise, bir zenginlik ve cazibe alanı olan verimli tarım arazileri, yer altı zenginlikleri ve petrol havzalarının istilâ ve gasp edilmeleri sonucu olmuştur. ABD’nin demokrasi getireceğini vaat ederek Irak’a girişi ve bugüne kadar 1 milyondan fazla insanın hayatını kaybetmesi, İnsan Hakları Dernekleri tarafından hiç umursanmıyor bile. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin varlığı da sanırım tartışılır hale gelmiştir.
    Gün geçmiyor ki, Fransız ve İngilizlerin 19 ve 20’nci yüzyıllarda yaptıkları mezalim, görsel ve yazılı basında çıkmasın. İngilizlerin, 1930’lu yıllarda “Hindu askerler üzerinde hardal gazı denedikleri” şeklindeki haberler araştırılmış mıdır?
Acıları hatırlamak
    Milliyeti ne olursa olsun insanların yaşadıkları acılar unutulmuyor. Bunların günümüze yansıyan etkileri, müzelerde, mezarlıklarda ve anıtlarda ruh buluyor. Kardeşlik duygularını, ülkeler arasındaki ilişkileri, sevgi ve barışı sarsmayacak şekilde yapılan anıtları ziyaret ediyor, hatta izlerken duygulanıyoruz. Geçmişteki kötü anıları canlandırmak isteyen uygarlıktan nasibini almamış fanatikler, şiddet ve kaba davranış sergilemekten geri kalmıyorlar.
    Geçtiğimiz yıllarda Almanya’da evi yakılan, Hollanda’da dövülen Türkler, Danimarka’da ve son olarak İsveç’te ortaya çıkan karikatür krizleri, bağnazlığın dahi sınırlarını zorluyor.
Emperyalist emeller
    Ülkemize gelince: Emperyalist emeller peşinde koşmadığımız için yabancılara ve komşularımıza karşı kötü niyet beslemiyoruz. Ancak töre cinayetleri, kapkaç, gasp, hiç uğruna adam öldürmeler ve zaman zaman yabancıların aldatılmaları gibi adi suçlar nedeniyle sicilimizin biraz bozulduğu oluyor. Bu kanunsuz eylemler, mahkemeler yoluyla cezalandırılmaktadır. Kişiler arasında barış nispeten kolay sağlanmakla beraber, uluslar arasında çok zor şartlarla ve uzun sürede sağlanabiliyor. Önlem alınmazsa bu kin ve husumet ırkçılığa kadar varabiliyor.
Viyana gezisinden
    Beş yıl kadar önce Viyana’yı gezmiştim. Osmanlı Ordusu’nun Viyana Kuşatması, şehir insanında büyük korku ve derin üzüntüler yaratmış. Çektiklerini anlamamak mümkün değil. 1683 Viyana Kuşatmasında karşısında olduğumuz Avusturya’nın 231 yıl sonra I. Dünya Harbi’nde dost ve müttefik bir ülke olarak yanında yer almışız. 
    Ruslara karşı Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun toprak bütünlüğünü sağlamak maksadıyla Romanya, Galiçya ve Makedonya’da görev alan kolordularımız yüzlerce şehit vermişler. İnsanlık âlemi, bir ailedeki kardeşler gibidir. Bazen kavgalar olmuş, bazen sevgi ve barış yer bulmuş. 
    Aynı Avusturya, AB’ye giriş müzakereleri sürecinde Türkiye’nin AB üyeliğine kesinlikle karşı olduğunu ısrarla belirtmektedir. Bütün bu olup bitenleri anlayabiliriz. Ancak anlamakta güçlük çektiğimiz bir şey var: Viyana’daki kiliselerden birinde iki Osmanlı askerinin eza-cefa altında betimlenen heykelleri çok dikkat çekicidir. 
Sakız Adası
    Benzer bir örnek Yunanistan’ın Sakız Adası’ndaki Nea Moni Manastırında sergilenen ve üzerinde “Türklerin marifeti” yazılı kafataslarıdır.2 Bu konu geçtiğimiz yıllarda Çeşmeliler tarafından basına yansıtılmıştır. İnsan sevgisine,  komşu hakkına ve bağışlamaya son derece önem veren bir dinin mabedinde kin ve husumeti körükleyen bu tasvirlerin yer alması düşündürücüdür. 
Dostluk eli
    Bu anlatımların öncelikle hiç olmaması arzu edilir. Ancak bir yere konması gerekiyorsa da anıtlar, müzeler, mezarlar, sanat galerileri veya şehir taklarında bulundurulmaları daha uygun olmaz mı? Aksi takdirde ailesiyle kiliseye giden küçük yaştaki bir çocuk, düşmanca hislerle yetişmez mi?  
 11 Eylül’den beri ortaya çıkan İslâm fobisinin altında biraz da bunlara yer vermek gerekiyor sanırım.  Ve şu sözlerin doğruluğu bir kez daha kanıtlanmış olmuyor mu?
    “Günümüzde sıradan Avrupalıyı, İslâmî cihat kavramıyla korkutan ve bir Hıristiyan-Müslüman çatışmasını körükleyen çevrelerin, cihat yani kutsal savaş kavramının mucitlerinin, gerçekte kendileri olduklarını gizlemeleri rastlantı değildir...”
    Daha 15’inci yüzyılda Rotterdamlı Erasmus’un “Doğruya nerede rastlarsan, ona Hristiyanlığın gözüyle bak!” sözleri, acaba yine bir delinin söylediği ve deliliğe övgüler düzüldüğü anlamında mı ele alınıyor?

 

Bu makale 181 defa okunmuştur.
MAKALE YORUMLARI
ANKETİMİZE KATILIN

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Beğendim
Beğenmedim
Fena Değil

Tüm Anketler
NAMAZ VAKİTLERİ