Bugun...
13-06-2018
CENGİZ BAYSU

CENGİZ BAYSU

Avusturya’nın keyfî kararı (I)

Avusturya Başbakanı Sebastian Kurz yaptığı basın toplantısında, “Cami ve derneklere yönelik soruşturmanın sonuçlandığını, bu kapsamda 7 caminin faaliyetlerinin yasaklandığını, aynı zamanda çok sayıda imamın yurt dışından finanse edildikleri gerekçesiyle sınır dışı edileceğini” söylemiş…
Koalisyonun küçük ortağı aşırı sağcı Özgürlük Partisi lideri ve Başbakan Yardımcısı Heinz Christian Strache, Avrupa Birliği (AB) Bakanı Gernot Blümel ve İçişleri Bakanı Herbert Kickl’in de katıldığı toplantıda faaliyetlerinin sonlandırılması kararı alınan camilerden altısının
Selefî dünya görüşüne sahip Arap Kültür Derneğine ait olduğu açıklanmış ve kapatma kararının bu yönde alındığı, Türklere ait bir caminin de Türk milliyetçiliğini yaydığı, caminin ülkede Müslümanları resmen temsil eden Avusturya İslam Cemaati’nden izinsiz olarak faaliyet gösterdiği açıklanmış.
İçişleri Bakanı’nın açıklamaları
İçişleri Bakanı Herber Kickl de, yurt dışından maaş alan imamların oturma izinlerinin iptal edileceğini, başvuruda bulunmuş olanların isteklerinin kabul edilmeyeceğini, aslında 2015’te çıkartılan 'İslam Yasası'nın Avusturya'da görev yapan imamların yurt dışından maaş almalarını yasakladığını belirtmiştir.
Kickl, çoğu Türk Diyanet Bakanlığı'na bağlı  Avusturya Türk İslam Kültür ve Sosyal Yardımlaşma Birliği (ATİB) bünyesinde görev yapan yaklaşık 60 imamın yurt dışından finanse edildikleri gerekçesiyle oturum izinlerinin iptal edilmesi için sürecin başlatıldığını aktarmıştır.
2006 yılında Avusturya’ya eşimle birlikte bir haftalık gezi yapmıştık. Avusturya’da görüştüğümüz Türklerin çoğu bu ülkede sıkıntılarının olduğunu söylemişti. 
Görüştüğümüz Avusturyalılar da Türklerden müşteki olduklarını belirtmişlerdi. Hatta bu yılın nisan ayında söz konusu Türk camisinde Çanakkale Savaşı’nın canlandırıldığı etkinlikte çocukların asker ve şehit rolünde oynatılmasına Kurz bile tepki göstermişti. Avusturya’nın Türklere karşı uyguladığı politikada sicili pek de parlak değildir. İşte geçmişte olup bitenler:
13 Nisan 2015 Papa’nın soykırımı telâffuz etmesi
Papa, 1915 Tehciri’ni soykırım olarak addetmiş, bunun üzerine Avrupa çapında Türkiye aleyhine bir durum gelişmişti. Bu açıklamayı rehber edinmiş olan Avusturya’daki kiliselerin Ekümenik Konseyi, başta Cumhurbaşkanı Heinz Fischer olmak üzere Başbakan Werner Faymann, Başbakan Yardımcısı Reinhold Mitterlehner ve Parlamento Başkanı Doris Bures’e bir mektup göndererek 1915 olaylarının “Ermeni halkına yönelik bir soykırım” olarak tanınması çağrısında bulunmuştu.
 22 Nisan 2015: Avusturya Parlamento Başkanı’nın açıklaması
Bu çağrı üzerine durumdan vazife çıkaran Avusturya parlamentosu 22 Nisan günü yaptığı toplantının ardından 24 Nisan 1915’te “Ermenilerin tutuklanmasıyla” başlayan olayların “tehcir” ile devam ettiğini ve “soykırım” ile son bulduğunu ve “1915 Tehciri”nin “soykırım olarak kabul edildiğini açıklamıştı. 
Avusturya Parlamento Başkanı Doris Bures, altı siyasi partinin bu konuda birleştiğini ve bu çerçevede ortak bildiri hazırladığını belirttiği konuşmasının ardından da hayatını kaybedenler için milletvekillerini saygı duruşuna davet etmişti.
 Gelelim I. Dünya Savaşı sonrasına
Almanya için çok ağır olan Versay (Versailles) Antlaşması’nın bütün hükümleri, Alman toplumunun tamamını savaş suçlusu sayıyor halkın gururunu rencide ediyordu. Bu nedenle Almanya’da milliyetçilik akımları başlamıştı. Hatta bu antlaşmanın bir neticesi olarak; Alman milletinin Hitler’i iktidara getirdiği ve II. Dünya Savaşı’na sebep olduğu genel bir kanaatti.
1919’da ortaya atılan “Anschluss” (Birleşme, ilhak) fikri, 1933’e kadar Avusturyalı sosyal demokratlarca desteklenmiş, 1933’te Almanya’da Nazilerin iktidara gelmesiyle konu yeniden ele alınmıştır. Zaten Hitler de büyük bir ihtirasla “Bir ulus-bir devlet” modeli yaratmak için “Anschluss”u gerçekleştirmenin peşindedir. 
Temmuz 1934’te Avusturya’da Nazilerin iktidarı ele geçirme çabalarına destek veren Hitler, ortaya çıkan yeni bir başarısızlık üzerine teşebbüslerine ara vermek zorunda kalmıştır. Almanya, 1937’de İtalya ile anlaştıktan sonra Avusturya üzerindeki baskılarını yoğunlaştırmış ve bağımsız bir devletin kabul edemeyeceği isteklerde bulunmuştur. Avusturyalı yetkililer, konuyu halk oyuna sunmak suretiyle kabul edebileceklerini belirtmişlerdir. 
13 Mart 1938 olarak tespit edilen plebisit tarihinden bir gün önce 12 Mart’ta Alman birlikleri Avusturya’ya girmiş ve 10 Nisan ’da Almanya ile birleşme konusunda yapılan plebisitte oyların yüzde 99,7 si Hitler’den yana çıkmıştır. 
İki ülkenin birleşmesi bir oldubitti ile gerçekleşmiştir. Birleşmenin ardından Naziler siyasal parti liderlerini tutuklamış, pek çok Avusturyalı (özellikle Yahudi asıllı olanlar), ülkeyi terk etmek zorunda kalmıştır. Bu durum, Avrupa’nın II. Dünya Savaşı’na doğru ilerlemesine bir işaret sayılmıştır.                                                        (Devam edecek)

 

Bu makale 90 defa okunmuştur.
MAKALE YORUMLARI
ANKETİMİZE KATILIN

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Beğendim
Beğenmedim
Fena Değil

Tüm Anketler
NAMAZ VAKİTLERİ