Bugun...
24-05-2018
CENGİZ BAYSU

CENGİZ BAYSU

Beklentiler ve umutlar

Arap Baharı olaylarını takiben Mart 2011’den itibaren Suriye’de ortalığın karışmaya başlamasıyla milyonlarca kişi, başta Türkiye ve Lübnan olmak üzere komşu ülkelere göç etmeye bir başka deyişle ülkelerinden kaçmaya başlamıştı.
İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana hiç bu kadar mülteci ve yerinden edilmiş bir topluluk olmamıştır. Dünya genelinde en az 60 milyon erkek, kadın ve çocuk, kendilerine ait olmayan topraklarda yaşamak zorunda kalmıştır. 
Mülteci Suriyeliler için gazetemizde birkaç yazı yayımlamak suretiyle kamuoyunun dikkatini çekmek istemiştik. Özellikle İstanbul’da insanlığın ruhuyla bağdaşmayan, insan haklarıyla ters düşen haber, resim ve görüntüler hepimizi üzüyordu. 
Vatandan kopmanın en son ve en canlı örneğine tanık oluyorduk. Ülkelerinden ayrılan Suriyeli göçmenlerin Avrupa Birliği sınırlarına kadar katettikleri güzergâhı gözünüzün önüne bir getirin isterseniz…

Beyoğlu’ndan insan manzaraları…
Yazın sıcak yüzüyle karşı karşıyayız. Güneş yavaş yavaş yakmaya başladı. Bulutlar onu kıskanarak bazen yağışla kendisini gösteriyor. Bir anda şemsiyeler açılıyor, küçük paket yapılmış yağmurluklar giyiliyor. Yağmurlar artınca sundurmalar, caddeye taşan cumbalar, han girişleri ve mağazalar korunma yerlerine dönüşüyor… 
 
Tramvayın umursamazlığı 
İstiklâl Caddesi’nde 4,5 asırlık geçmişiyle ayakta kalan ve görkemli geçmişi olan Hüseyin Ağa Camii’nin avlusundayım. Ezan vaktinin yaklaşmasıyla namaz kılacak olanlar camiye gelmeye başladılar. Nihayet insanın iç dünyasına enginlik veren ezan okunmaya başladı. 
Cami avlusunun kuzey cephesine doğru yürüdüm. Sonra diğer cepheyi dolaştım. Avluda namazdan çıkanları bekleyen yaşlı kadınlar, çocuklar ve dilenen Suriyeliler vardı. Görüntüler hiç de hoş değildi... 

Bir Ana,  küçük, çilli, dik kızıl saçlı
Satılmamış gazeteleri koltuğunda
Üşüyen, bütün küçük çocuklar gibi
Burnunu çeke çeke, avuçlarını hohlaya hohlaya
Sürterek eskimiş kunduralarını
Ayak uyduruyordu anasının adımlarına
Onlar önde ben arkada
Bir mart gecesi onbirden sonra
Taksim’den Tünel’e kadar yürüdük
Alçak sesle konuşuyorlardı aralarında
Sanki bir değirmen ağır ağır dönüyor
Hayat ağır ağır akıyordu
Bulanık kirli nehirler gibi
Büyük karanlık binalar arasında…      
                                (Necati Cumalı) 

Benzer hisleri bizler de yaşıyoruz
Necati Cumalı şiire dökmüş hislerini. Şimdi gördüklerim bunlardan farklı mı sanki? Sırtlarında incecik giysilerle insanlar, ellerinde taşıdıkları naylon torbalara koydukları ekmekleriyle ve ayaklarında yokkabılarıyla (!) küçücük çocuklar… Namazdan çıkanlara el açıyorlar. Bir yaşlı adamcağız, peşine takılan ve ısrarla para isteyen çocuğa çıkıştı.  
Arap turistler bu çocukları görünce yollarını değiştiriyor. Belki düştükleri bu durumdan utandıkları için belki de gururları kırıldığı için. Batılı turistler önce daha müşfik davransa da dilenme işi sakız gibi yapışmaya dönüşünce hızla uzaklaşıyorlar. 
Seyyar satıcılar Çok sayıda meyve suyu satıcısı, işportacı arasında dolaşan bu çocuklara bazı insanlar ekmek vermiş. Bir kız çocuğu sırtındaki naylon torbada kuru ekmek (belki de restoranın çöplüğünden aldı) taşıyor. Diğerleri ona arkadaşlık ediyorlar. Arapça konuştukları için yanlarına gittikleri insanlara ne dedikleri anlaşılmıyor. 
İki kız çocuğu da benim yanıma gelerek avuçlarını açtılar. Yüzleri yanık, elleri titriyor. Saçları darmadağınık, yaşlarına göre cılız… Yerlerde şilte üzerinde yatanlar, ekmek yiyerek insanlara bakanlar, minnacık bebekleri betonda yatıran analar…

Çıkış yolu var mı?
Bir zamanlar iki imparatorluğa başkentlik yapmış koca şehir bu görüntülerle küçük düşüyor. Yabancılar, bu insanları ülkelerine alıp barındırmak yerine fotoğraf karelerinde, dergi ve gazetelerinde görmeyi ve göstermeyi tercih ediyorlar. Onlara Türkiye’yi tenkit edebilmeleri için güzel haberler bunlar. 
Cefayı çeken yine Türk insanı oluyor. Sanıyorum, dünyanın hiçbir ülkesinde İstanbul’daki kadar dilenci yoktur.  Can güvenliği nedeniyle ülkesini terk edip bu topraklarda bizlere sığınan bu yoksul ve çileli insanlara acımamak mümkün değil. Geriye de iade edemeyeceğimize göre sineye çekeceğiz. Afrin’de durumun düzelmesi üzerine çok sayıda Suriyeli ülkesine döndü ama burada yaşamayı tercih edenler de var. Bu güzel ülkenin kıymetini bilmek de bize düşüyor. Bütün ilgililerden ve yetkililerden bu soruna acil çözüm bulmalarını bir kez daha bekliyoruz.   

Bu makale 236 defa okunmuştur.
MAKALE YORUMLARI
ANKETİMİZE KATILIN

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Beğendim
Beğenmedim
Fena Değil

Tüm Anketler
NAMAZ VAKİTLERİ