Bugun...
30-06-2018
CENGİZ BAYSU

CENGİZ BAYSU

Boşkafalılık

Herkesin dinlenmeye veya yemeğe geçtiği öğle saatleri benim için yeni işbaşı yapmayı gerektir. Resmi kuruluşların santralleri “ulaşılmaz”ı oynarlar. X birimindeki Y kişisine ulaşmak için santrali aradığınızda santral hemen cevap vermez. 
Aralıklarla 5-6 kez ararsınız. Ulaşabileceğiniz zamanlar genellikle yemek saatinin bitimine yakın dakikalardır. Ulaştığınız kişi sizi hemen başından savmak için sekretere, özel kaleme veya bir numaraya bağlamak ister.  Siz onun için fuzuli bir kişisinizdir.

Bildirimler
Bu şekildeki aksaklıkları yetkililere bildirmek istesem de onlara ulaşana kadar da büyük bir çaba sarf ediyordum. Sonrasıyla telefon parası, kaybolan zaman, sinir sisteminde… hiç hoş olmayan şetler olarak karşıma çıkıyordu. 1998’de ilk emekli olduğum zaman bu tür şeylere kafamı takıyor ve canımı sıkıyordum. Şimdi umursamıyorum. Gazete yazılarım için malzeme oluşturuyor.  
Nasıl ki, boş teneke ses veriyorsa sepetinde pamuk olmayanlar da böylesi köhnemiş sözler edebiliyor. Öncelikle memurun, “İç tüzüğün şu maddesi gereği… Akşama kadar herkese dert anlatmaktan…”  şeklinde savunma mekanizması işlemeye başlıyor.  Eğer bu resmi görevli, “odun tipi veya hödük” ise cevaplarının daha sert, hatta bir de keskin bakış ilâveli olacağını tahmin edersiniz herhalde. İleri gidemezsiniz, her an harp çıkabilir.

Yanlış anlamalar
Bazen de “Siz yanlış anlamışsınız” diyerek olumsuzluğu karşı tarafta bulunan kişiye mal eden tipler vardır. Lise yıllarımın edebiyat derslerinde bir olumsuzluğu nezaket kuralları içinde karşıdaki kişiye ifade etmenin inceliğini öğretmişlerdi. “Yanlış anlamışsınız” demek yerine “Efendim, ben yanlış veya eksik anlatmış olabilirim” diyerek kendine mal etmeyi…
Böylesi olayların muhatabının bir Anadolu kadını, yaşlı bey veya azınlık mensubu kişi olduğunu düşünürseniz, sabır testisinin çatlamaması için başkaca neden olmayacağı kanaatiniz güçlenir. 
Neyse sıra şikâyette bulunduğunuz amire gelince, o da bir tutuşma olduğunu anlar ve başlar size, “Eksik bilgilendirmeden kaynaklanan… görevli arkadaşın konuyu tam anlayamamasından ortaya çıkan…” şeklinde keman faslı dinletmeye, ya da kendisinden vukuatlı nüfus varakası istemişsiniz gibi “Arkadaşımız eşinden ayrıldı… annesi hasta, dalgın olabilir… aslında iyi bir insandır” şeklinde mazeretler sıralamaya...

İleri gitmişlik
Siz bu acıklı durum (!) karşısında “ileri gitmişlik” hissine kapılır ve meseleyi kapatmak istersiniz. Eğer meseleyi devam ettirmek ve daha yüksek mercilere konuyu taşımak isterseniz karşınıza falanca partinin il/ilçe başkanı, filânca bakanlığın genel müdür yardımcısı, x belediyesinin daire müdürü vb çıkabilir.
Aslında ilk noktadan itibaren özür dilense ve kişiler biraz hoşgörülü olabilse konu kapanabilecektir. İlgili amir, müdür, başkan vb kişiler, memuruyla aynı paralelde bulunmak yerine önerilerinizle birlikte elinizden iki satır yazı alsa ve gereğini yapacağını belirtse, hükümetin getirdiği “performans değerlendirmesi”ne katkı sağlamış olacaktır. Memurun terfii, ödüllendirilmesi, özel göreve teklif edilmesi veya kıdem alamaması gibi özlük işlerinde sicil notu oluşturacaktır. 
“Cehalet dönemi”nin artıkları her devirde görülmüştür, karşılarında nazik edalılarıyla… Sevgili Peygamber’imiz şefkat dolu sözleriyle bunun ilk örneği değil mi? Sevgili Atatürk’ümüz, yabancılara verdiği demeçlerle bir başka örnek değil mi? 
Devletin tepesinde yıllarca hizmet etmiş sadrazamların başını almış, başbakanı asmış, general ve polis müdürlerini hapse atmış bir milletiz; ama en küçük bir memuru işten çıkarmakta tereddüt eder, üzerine gitmeye çekiniriz. O zaman da başka bağlantılar olduğu akla gelir tabii. Bu yüzden de eğitimi ve kültürü zayıf, ahlâk anlayışı aşınmış, kayırmalı/korumalı çalışanlarıyla âcizler yurdunun toplumu durumuna düşüyor ve iflâh olmuyoruz. 

Yol göstericilik
Peki, nasıl eğiteceğiz bu insanları, hatalarını kim söyleyecek, kim yol gösterecek? Ormandan kesildiği şekliyle bu tomruklar, hiç hızara girmeden öbür tarafa mı gitsin? Aman benden olmasın, benden bilinmesin demekle ne yaptığımızı zannediyoruz? 
Günlük hayat film şeridi değildir. “Başa sar” gibi yeniden yaşamak lüksümüz de yoktur elbette. Sokrates “Ölümden neden korkayım! Ben varken o yok, o varken ben yokum” demiş. Benim gibi çukurun kenarına gelmiş insanların belki de fazla dert etmemesi gerekiyor.    

Bu makale 136 defa okunmuştur.
MAKALE YORUMLARI
ANKETİMİZE KATILIN

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Beğendim
Beğenmedim
Fena Değil

Tüm Anketler
NAMAZ VAKİTLERİ