Bugun...
02-01-2018
CENGİZ BAYSU

CENGİZ BAYSU

Bulgaristan Türkleri (II)

2010 yılı Eylül ayının sonlarıydı. Bulgaristan’ın Dış Bulgarlardan Sorumlu Bakanı Bojidar Dimitrov’un Türkiye’den tazminat talebinde bulunduğu yönünde bir demeci basın haberleri arasında yer almıştı. 
Gerekçe olarak 1913 yılından sonra Türkiye’den göç eden Bulgarların Türkiye’de bırakmak zorunda kaldıkları mal ve mülkleri gösterilmişti. Ayrıca Bulgar Bakan, tazminat talebine esas olacak müracaat sayısının 306 olduğunu, kendi değerlendirmelerine göre tazminat miktarının 10 milyar dolar civarında olabileceğini, konunun Türkiye’nin AB sürecini etkilemeyeceğini belirtmişti.
Türk Dışişleri Bakanlığı’nın tepkisi üzerine Dimitrov’un açıklamaları Bulgar Dışişleri Bakanı tarafından tevil yollu düzeltilmeye çalışılmış, Bulgar Başbakanı tarafından da iki ülke arasındaki ilişkilere zarar vereceği düşüncesiyle sert şekilde tenkit edilmişti. 
İddiaların kaynağı
Tazminat talebini ortaya atan kişi ve çevresi, iddialarını 27 Kasım 1919 tarihli Neuilly (Nöyyi) Antlaşmasına  dayandırmıştır. I. Dünya savaşının sonunda yenik sayılan Bulgaristan’ın, İtilâf Devletleri ile yaptığı bu anlaşmada Osmanlı Devleti taraf değildir. 
Anlaşmanın maddeleri arasında din, dil, ırk ve milliyet farkı gözetmeksizin azınlıklara tam eşitlik sağlanması, dini vecibelerini serbestçe yerine getirebilmeleri, istedikleri meslek ve memuriyetleri serbestçe seçebilmeleri, eğitim, öğretim ve sosyal örgütlenmelerini serbestçe yapabilmeleri gibi konular vardır. 
Antlaşmanın 54’üncü maddesi
“Etnik, dil ve din azınlıklarına mensup olan Bulgar vatandaşları, öbür vatandaşlar ile aynı haklardan yararlanacaklar, hayır kurumları, dini ve sosyal kurumlar, okullar ve benzeri eğitim kurumları kurup yönetebilecekler, burada kendi dillerini serbestçe kullanıp serbestçe ibadet edebileceklerdir” ibaresi yazılıdır. Bulgaristan’da azınlık durumunda olan Türkler bu anlaşma hükümlerinden yararlandırılmışlardır.
24 Temmuz 1923 tarihli Lozan Antlaşması  ise Türkiye’de azınlık durumundaki Bulgarların haklarını zikreder. Esasen Osmanlı Devleti 1839 Tanzimat ve 1856 Islahat Fermanlarıyla neredeyse Lozan’dan bir asır önce insan haklarıyla ilgili bu konuları zaten kabul etmiştir. 
Diğer bir düzenleme
1912-1913 Balkan Harbi ile 1925 yılı arasındaki dönemde Türkiye’den Bulgaristan’a göç eden Bulgarlar ile Bulgaristan’dan Türkiye’ye göç eden Türklerin geride bıraktıkları mallara ilişkin düzenleme 18 Ekim 1925’de Muhadenet Muahedenamesi, Umumi Protokol ve İkâmet Mukavelenamesi  ile yapılmıştır. Bulgar Bakanın taleplerini dayandırdığı hususlar bu anlaşmadadır. 
Türk Dışişleri Bakanlığı, Bulgar Bakanın demecini hassasiyetle ele almış ve diplomatik bir üslup içerisinde cevaplamıştır. Antlaşma, “mütekabiliyet” esasına göre Türk ve Bulgar taraflar arasında imzalanmış olup karşıtlılık ilkesini içermektedir.
Göçler
Balkan Harbi sonunda 1913 yılında Bulgarların işgaline maruz kalan yerlerden göç eden ve Muhacirun Müdüriyet-i Umumiyesi’ne iskân edilmeleri için müracaat edenlerin sayısı 115.883 kişidir.  Bir başka eserde 1885-1923 arasında Türkiye’ye sadece Bulgaristan’dan toplam olarak 500.000 kadar Türk’ün göç ettiği belirtilmektedir. Ayrıca Jivkov döneminde yaşanan 1989 göçüyle 300.000 civarında Türk zorla Türkiye’ye gönderilmiştir. 
Acaba Bulgar Bakan o dönemde gerçekleri görerek mi konuşma yapmıştı yoksa konunun Türkiye’nin AB üyeliğini etkilemeyeceğini belirterek başka beklentilerin peşine mi düşmüştü? Veya ekonomik sıkıntılar yaşayan hatta Yunanistan gibi bir üyesini dar boğaza düşmesine seyirci kalan AB’nin, üyeliğe yeni aldığı Bulgaristan’ın yaratacağı iktisadi külfeti bu şekilde gidermeye çalıştığını mı söylemek daha doğru olacaktı? Milli Mücadele yıllarında ve sonrasında sürekli iyiye doğru gelişme gösteren ilişkiler, şoven politika ve kontrolsüz demeçlerle ancak bu kadar yaralanabilirdi.
Yeni bir durum
HÖH Partisi, Bulgaristan’daki Türklerin siyasi temsilcisi konumundadır. Ülkedeki üçüncü siyasi gücü temsil eden parti, 240 sandalyeli Bulgar parlamentosunda 36 milletvekiline sahiptir. 
Bulgaristan’da üyelerinin çoğunluğunu Türklerin oluşturduğu Hak ve Özgürlükler Hareketi Partisi (HÖH) Genel Başkanı Lütfi Mestan, Türk hava sahasını ihlâl eden Rus uçağının düşürülmesinde Türkiye’ye destek vermesi nedeniyle başkanlıktan uzaklaştırılmış ve hatta partisinden ihraç edilmişti.
Ülkedeki siyasi gözlemciler, HÖH’ün kurucusu ve partinin onursal başkanı Ahmet Doğan’ın, Lütfi Mestan’ın Türkiye ile yakın ilişkiler içinde olmasından rahatsız olduğu görüşünü öne sürmüşlerdi. Siyasi analizci Evgeniy Daynov ise, Doğan’ın partinin Avrupa yanlısı karakterini korumaya çalıştığını, Mestan’ın ise son dönemde partiyi AK Parti’yle yakınlaştırmak istediğini belirtmişti.
Başlangıçtaki konu bir temele dayanmasa da bu konu göz ardı edilecek cinsten değildir. Bulgaristan’daki soydaşlarımızın oylarıyla seçilen Türk milletvekilleri, kendi aralarında parçalanacak olurlarsa yarın iktidara gelme şansları da az olacaktır. Bu durum önce Bulgaristan’da yaşayan soydaşlarımızın haklarının korunmasında sonra da Türk-Bulgar ilişkilerinde bazı sıkıntılar yaratabilecektir.  

 

Bu makale 418 defa okunmuştur.
MAKALE YORUMLARI
ANKETİMİZE KATILIN

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Beğendim
Beğenmedim
Fena Değil

Tüm Anketler
NAMAZ VAKİTLERİ