Bugun...
14-03-2018
CENGİZ BAYSU

CENGİZ BAYSU

Çaldıran gezisi

İki haftada bazen üç haftada bir defa olmak üzere gazetemizin yazarı sevgili Başak ile müşterek haber yapmak üzere İstanbul’u çeşitli semtlerine gidiyorduk. Bu hafta yine kendisini aradım; ama gazeteye yeni bir kardeşimizin katıldığını ve benim yanıma onu göndereceğini söyledi. Geldi ve buluştuk, adı Ceylân. 
Haber yapmaktan ziyade uzun bir yürüyüşle eski yapıları, Sultanahmet Meydanı’nı gezdik. Daha ziyade genel ilkeler, yazım kuralları ve basit bir konuya bile renk katarak çekici hale getirme yolları üzerinde görüşlerimi belirttim. Yorulmuştuk, bir kafede oturduk.
Hani Anadolu insanı sorar ya, “anlat hele, kimlerdensin, nerelerdensin?” diye. Ben de sordum aynı soruyu. O da sabırla anlattı. Ailesi Çaldıran’ın sınır köyündenmiş. Anlattıkları beni durgunlaştırıyor, zaman tüneline sokuyordu. 42 yıl öncesine yani 1976 yılına götürüyordu.
Erciş’e katılışım
1976 yılında Van’ın Erciş kazasına tayin olmuştum. Bu bölgelere gideceğim hiç aklıma gelmezdi. Haziran ayının ortalarında da birliğime katılmıştım…
… Mevsim dönüyordu. Eylül ayının ortalarıydı. Gündüz 10-11 derecelik bir ısı oluyordu. Yerlilerle konuştuğumuzda öğleden sonraları ısının 4-5 derece daha düşeceğini söylerlerdi. Biz kadro gezisi adı altında Muradiye-Çaldıran bölgelerine gidecektik. 
Sabah giyinmek üzere eldiven, atkı, parka, yün çorap ve yeni botlarımı hazırlamıştım. Harita çantamızı, pusula, dürbün ve not defterlerimizi cipe koyduk. Yüksek rakıma çıkacağımız için biraz daha soğuk havayla karşılaşacağımız kesindi.
Esrük Dağı
… Erciş’ten çıktık, kuzeye yönelip önce Van Gölü’nün kuzeyindeki Esrük Dağı’na tırmanmaya başladık. Araçlar eski model olduğu için hararet yapmış ve mola vermiştik.  Dağın rakımı harita bilgilerine göre 2.700 metre civarındaydı. Dağda İmam abdal köyü civarındaydık. Mezradan biraz büyük bir yerleşim yeriydi. 
O tarafa doğru yürümeye başladık. Fötr şapkalı kravatlı bir bey bize doğru gelmeye başlamışı. Yaklaşınca saygılı bir ifadeyle “hoş geldiniz kumandanlar” diyerek bizi karşılamış ve kendisinin muhtar olduğunu söylemişti. Dışarısı cipin içi gibi değildi. Isı oldukça düşüktü.
Bizi köy evine davet etti. Çocuklara kovayla kaynaktan su getirtti. Şoförümüz de radyatör suyunu tamamladı. Harlı yanan sobanın başında el ve ayaklarımızı ısıtmıştık. Demli çay ikramına da hayır dememiştik.
Dağ köyünden ayrılışımız
Allahım, 20 yaşında genç bir subay olan ben, bu ülkenin en yoksul köşelerine gitmiş; ama gönlü en zengin insanlarını tanıma imkânı bulmuştum. Ülkemi ve insanımızı tanıyordum. Ne kadar konuksever, ne kadar içten insanlardı. Ayrılma zamanımız gelmişti. 
Müsaade istedik. Herkesle tokalaştık. Çocuklar arabanın yanında dizilmişler, bizleri selam vererek uğurlamışlardı. Nereden bilebilirdim ki bir sonraki yıl buralarda meydana gelen Muradiye depremi nedeniyle yardım malzemesi olarak çadır getireceğimi?
Karşımızda doğa harikası
Ben çocukları düşünürken cipimiz bu eski yanardağın doğusunda bulunan Çaldıran Düzlüğü’ne doğru yoluna devam ediyordu. Bu bölge zengin su kaynaklarına sahipti. İniş istikametimizde geniş düzlükler, nehir kıvrımları görülüyordu. Bu kıvrımlar Bendimahi Çayı’nın olmalıydı.
Bendimahi Çayı, Çaldıran Ovası’na dek birçok vadiyi dolaşır. Vadiler içinde yüksek tepeler ve derin yarlar geçit verirler. Bu geçitlerden en geniş olanı Gönderme Boğazı’dır.  Nehir, Aladağ ve Tendürek Dağları arasından doğar. Çay, çok sayıda kola sahip olup Çaldıran Ovası’nı sular ve Muradiye Ovası’na uzanır.
Çaldıran Ovası
Deniz gibi düz ve koca bir ova… Bir ara bu ovanın karlı kaplı olduğunu düşündüm. Yer beyaz, gök beyaz… Herhalde insan kendisini uzayda sanır, aşağı ve yukarı kavramlarını karıştırabilirdi. Gece ayazını düşünmek dahi istemiyordum. Ne yazık ki, bu da gerçekleşti. Eylül ayının sonuna doğru Muradiye bölgesine tatbikata gitmiş, çadırlı ordugâhta kalmıştım.
… Çaldıran Savaşı’nı düşündüm ister istemez. İki tarafın ordusu buraya nasıl gelmiş diye. İhtiyat birliklerinin kendini gizleyeceği bir arazi arızası yok, hedef tarifi oldukça güç… Coğrafi terimler kıstak, vadi, tepe, boğaz, çatak burada hep kendilerini gizlemişler.
Zamanın haritalarında yazan şekliyle Eşekbatan (bugün Çiçekli) köyüne gelmiştik. Neden böyle bir isim verildiğini düşünürken cipimiz hemen yanımızdaki küçük su havzasının uzağından geçiyordu.
Bendimahi Çayı
Burada çeşitli büyüklükte şelâleler oluşturarak Van Gölü’ne bağlanır. Uzunluğu yaklaşık 90 km. kadardır. Bendimahi Çayı, Van’a 100 km mesafedeki Muradiye ilçesi yakınlarında gösterişli Bendimahi Çağlayanı’nı oluşturur. 
Bendimahi Çayı üzerindeki Şeytan Deresi’ndeyiz. Böyle bir güzellik dünyanın hiçbir yerinde yoktur, inanın bana. Tatlı su kefalleri, sazanlar, alabalıklar… Suyla birlikte bulunduğumuz yere dönerek geliyorlar. Bendimahi havzası ve Karasu havzasının kuzeyinde, 2850 m yükseltili Alikelle Dağı Abağa Düzüne doğru uzanıyor. 
Görevli olarak ikinci gidişim 1996 yılında helikopterle olmuştu. Van Gölü’nün suları yaklaşık 4 metre yükselmiş, Bendimahi Deltası’nın bir bölümü ve Çelebibağ Sazlığı’nın bir kısmı tahribe uğramıştı.
… Sipariş verdiğimiz şeyler gelmiş ve hatta bitirmiştik. Ceylân’ın İstanbul’u ve İstanbul öyküsünü anlatmaya başlamasıyla zaman tünelinden çıkmış, 42 yıl öncesinden bugüne gelmiştim. 
Çaldıran’a gitmiştim. Yıllar sonra bir Çaldıranlı ile yollarımız yine kesişmişti.

 

Bu makale 312 defa okunmuştur.
MAKALE YORUMLARI
ANKETİMİZE KATILIN

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Beğendim
Beğenmedim
Fena Değil

Tüm Anketler
NAMAZ VAKİTLERİ