Bugun...
21-11-2017
CENGİZ BAYSU

CENGİZ BAYSU

Duvar Kâğıdı

 Kapıyı açtığımda buranın bir büst, heykel, eski ciltli yırtık kitaplar ve çeşitli objelerin tıkış tıkış atıldığı bir yer olduğunu görünce hayretler içinde kaldım. Bir an için antika müzayedesi depolama yeri olabileceğini düşündüm. Kırık, eksik parçalı ve silüeti bozulmuş olanları görünce fikrimi değiştirdim. Kesinlikle ne olduğunu anlamalı ve ilgilileri haberdar etmeliydim.
  Eski eser kaçakçılarının yurt dışına kaçırmak için geçici mal depolama yeri olarak kullanabilecekleri düşüncesi aklıma geldi. Duvar kâğıdıyla kaplanmış olması belki geçici olarak kilit sisteminin yapılmamış olmasındandır diye düşündüm. Bu nedenle geçici bir depo olabilirdi. Peki, neden kilitli değildi? 
  Meraklının birinin bu tür objeleri topladığı geçici bir yer olabilirdi. Ben acıklı gözlerle bu manzarayı süzerken kolu kopmuş bir objenin cılız sesle şunları fısıldadığını duyar gibi oldum...

Heykelin fısıltısı
Canlıların ömrü var da sonu yok mu?
İsterdim sonum gelince yerimde yatayım
Sekiz asır öncesinden beri ayaktayım
Şimdi kolum kanadım kırılmış,  çok mu?

   Bu heykeli teselli etmeliyim... Belki sen bir taşsın ve kolun kanadın kırık... Fakat sen biliyor musun, üzerinde nice zahmet ve külfet taşıdığını, emeği göz nuruyla buluşturduğunu, çizgilerinle ezgileri yoğunlaştırdığını? Mezar taşı bile üzülecektir, seni taş olarak gören zihniyete...

Kırık Heykel
Başına gelen ya senin kibrinden
Ya da kendini bilmezin birinden
Güç sembolüyken kırılma öncesi
Yaşadığın, sanata ihanetin böncesi...

    ...Sokakta kimseler yok. Bir gören olursa beni bu eski eserlerle birlikte zor durumda kalacağım endişesini taşıyorum. Binanın diğer sokağa bakan cephesinde bir kapısı, bir de ilgilisi olmalı.. Bu kez de kapıyı açık bırakıp gitmek işime gelmiyordu. Duvar kâğıdını yeniden kapatayım, kapı görünmesin dedim. Aksilik bu ya, kâğıdı duvara tutturamıyordum. Yapışkanlı kısımları tutmuyordu. Kapıyı yarım aralayarak okul çantamı önüne koydum. İçeride birisi var izlenimi yaratmak istiyordum. 

    Binanın diğer yüzüne ulaşmak için caddeyi dolaştım. Ana kapıdan içeriye girdim. İlk rastladığım görevliye durumu anlattım ve kapının kontrol altına alınmasını istedim. Koca kafalı adam işin inceliğini kavramakta zorlanıyordu.  Bana,

    ---Sen çek kapıyı, bir şey olmaz,  dedi. Bundan sonra aramızdaki konuşmalar şöyle cereyan etmişti: 
    ---Siz kalkıp bi’ besmele çekseniz de birlikte gitsek?
    ---Ne biçim konuşuyorsun sen, çek git şuradan... 
    ---Ben zaten gidecem de; benden önce oradaki eserler gitmiş...
    ---Çık dışarı!

    Dayımı aradım telefonla. Kısaca anlattım gelişmeleri. Adresi verdim, araştırdı ve bana dönüş yaptı. Burası..........’mış........... Müdürlüğü aradı. Bulunduğum yere 10 dakika içinde bir görevli geldi.  Birlikte binanın arka yüzüne geçtik. İçeriye girdi ve hummalı şekilde bir şeyler aramaya başladı. Biraz sonra da bulunduğumuz yere tartıştığım koca kafalı adam geldi. Biraz tutuşmuş hali vardı. Belli ki amirine görünmek istiyordu.
    ---Efendim, biz bunu emniyete almıştık. Bu delikanlı da bize yardımcı oldu...Bazı şeyleri anlatmak zordur. Adamın yüzüne bakmak istemiyordum. Heykeller taş kesilmiş, yüzleri kızarmıştı (!);  
ama bu adamda ne yüz vardı ne surat.
    İçeride arama yapan kişi dışarı çıktı. Asık bir yüzle taşkafa adama bir şeyler sordu. Ben onlardan biraz uzakta olduğum için konuşmaları duyamıyordum. Jest ve mimiklerle el kol hareketleri konunun aynasıydı. Ve belli ki, yüzsüz adam kıvırmaya devam ediyordu.

Sonuçta ne mi oldu?
    Ülkemizde 19’uncu yy’dan beri toprağın üstünde yaşayanlar, toprağın altında kalmış sessiz varlıklara karşı gözü doymaz bir iştiha ile saldırmışlardır. İllegal şekilde yüzeye çıkarılan, muhafaza edilen, el altından satılan veya yurt dışına kaçırılan bu dilsiz objeler, uygarlık tarihinin sicil defterine mühür basmış varlıklardır. Bunların üzerine her zaman duvar kâğıdı, kilit ve sünger çekilecek, mevzuatın boşlukları araştırılacaktır.
    Yasa dışı işler bir gün Murat’ın ilgisiyle, bir gün basının dikkatiyle bir başka gün de halkın bilinçlenmesiyle ortaya çıkarılacak, “taşlaşmış kafalar” taşlara karşı sevgiyle bakmayı öğreneceklerdir.
    Basit gibi görünen bir kompozisyon konusu, biraz düşünmeyle ve biraz ilgiyle farklı bir boyut kazanmıştır. İfade etmeye çalıştığım başımdan geçen olayın bu tanıma uygun olduğu düşüncesindeyim. Hayal gücümüzü zorlayan konu, bizlere ufuk ötesi bir bakış sağlamıştır. 

Bu makale 436 defa okunmuştur.
MAKALE YORUMLARI
ANKETİMİZE KATILIN

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Beğendim
Beğenmedim
Fena Değil

Tüm Anketler
NAMAZ VAKİTLERİ