Bugun...
10-02-2018
CENGİZ BAYSU

CENGİZ BAYSU

Planın parçaları

ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney, 16 Mart 2008’de çıktığı ve beş ülkeyi kapsayan Ortadoğu gezisini tamamlamıştı. Başkan Yardımcısı’nın gittiği ülkelerden hiçbirinin karşı görüş belirtmediği bir gerçekti.
Cheney’nin Arap liderleriyle yaptığı görüşmelerde İran’ın Irak’taki nüfuzunun kırılmasına ve halen uygulamakta olduğu nükleer programının sınırlandırılmasına yönelik destek arayışları gündemin başında yer almıştı. Petrol fiyatlarının giderek yükselmesi konusundaki kaygılarını ve İsrail-Filistin barış sürecinin ilerlemesi yönündeki baskıcı ısrarlarını da yinelemekten geri kalmamıştı Cheney… 

İlk uygulamalar
Oysa ABD, bir yıl öncesinden yani 2007 yılından itibaren bölgesel tehdit yaratmayı planın bir parçası olarak ihmal etmemiş, İran’ın nükleer programını iptal ettirmek için yıkıcı demeçlere ağırlık vermişti. 
ABD’nin gayesi, İran’ı tehdit unsuru olarak gösterip Orta Doğu ülkelerini kendi safına çekmek, Türkiye’ye füze sistemi satmak ve Afganistan için asker göndermesi isteğinde bulunmaktı.  
Arap ülkelerinin uzlaşmaz tutumu
    Ne var ki, Arap ülkeleri arasında bir anlaşma ve dayanışma sağlanamamıştı. Liderliğini ve ev sahipliğini Suriye’nin yaptığı ‘Arap Birliği’ zirvesine ABD yanlısı tavır sergileyen Suudi Arabistan, Mısır, Ürdün ve cumhurbaşkanlığı seçimlerini halledememiş olan Lübnan katılmamışlardı. Irak’ta ise Şiilerin üzerine acımasızca gidilmekteydi.
    O halde bu ülkeler arasında da bir tehdit unsuru yaratmalıydı. İran ile Arabistan, Yemen ile Arabistan, Suriye ile Türkiye birbirlerine hasım hale getirilmeli, Ürdün ve Lübnan’da iç karışıklıklar yaratılmalıydı. 

İran’ın karşı tedbirleri    
Çok öncesiyle İran’a karşı gövde gösterisini yapan ABD’nin, bölge ülkelerini birbirleriyle uzlaşamaz hale getirmiş olması İran’ı rahatsız etmişti. Kendisine yönelik plan ve icraatları kırmak için karşı tedbirler almaya ve fırsat kollamaya başlamıştı. 
Türkiye’yi yanına çekmek ve bir NATO ülkesinin gölgesinden istifade etmek amacıyla PKK’nın PEJAK koluna karşı bir harekât yapılması fikrini geliştirdi. Böylece ABD’nin icra etmesi muhtemel bir operasyona karşı emniyet subabı tesis etmiş olacaktı. 
ABD zorlanmaya başlamıştı
ABD ise doğalgaz vermek ve PKK’ya karşı Türkiye’nin yanında olduğunu göstermek isteyen İran’ın Türkiye ile yakınlaşmasını önlemeye çalışacaktı. Binlerce askerini yutan, yüzbinlerce sivilin ölümüne neden olan başka kıta ve ülkelerdeki operasyonlar, ağır harcamalara neden oluyordu. 
Amerikan ekonomisini krizin eşiğine getiren Afganistan ve Irak operasyonlarını kendi kamuoyuna anlatmanın zorluğunu yaşıyordu. İngiliz yetkililer, bu durumu görüyor ve Amerikalıları uyarıyorlardı. Dolayısıyla Büyük Ortadoğu Projesi’nin gerçekleşme süreci ya çok uzayacak ya da iflasa doğru gidecekti. 
Türkiye, Afganistan’daki Türk birliği mevcudunun arttırılması ve bu birliğin terör olaylarına karşı kullanılması düşüncesini kabul etmemiştir. ABD, PKK’nın terörist örgüt olduğunu, anlık istihbarat ve işbirliğinin devam ettirileceğini belirtiyor, Polonya ve Çek Cumhuriyeti topraklarında tesis etmeyi düşündüğü ‘Füze Savunma Sistemi’ hakkında bilgiler veriyordu. Bu arada sözde Kürdistan olgusunu inceden ve üstü kapalı şekilde zikrediyordu. 
Türkiye’ye yapılan haksızlıklar 
Düvel-i Muazzama’nın stratejik menfaat paylaşımı, Türkiye’nin ABD ve AB ile olan ilişkilerinde her zaman kendini göstermektedir. Kobra silahlı taarruz helikopterlerinin yenilerinden alma isteğimiz, basında çıkan haberlere göre ABD tarafından basit gerekçelerle geri çevrilmiştir. Görüyor musunuz, barometreyi nasıl yükseltiyorlar? İşte, BOP (Büyük Orta Doğu Projesi) bu dayatmalar, yıpratmalar ve kazıklamalarla önümüze konulmuştu. 
Huzursuzluğun temelinde sık sık dile getirilen sözde Kürt konusu, Türkler veya Anadolu coğrafyası yatmamaktadır. Sorun, Türkiye’nin Kafkaslar, Balkanlar, İran, Irak ve Suriye petrolleri ile varlığından emin olunan Doğu Akdeniz’deki petrol yataklarının ortasında bulunmasından ve stratejik madenlere sahip olmasından kaynaklanmaktadır. 
NATO ülkesi olmasına rağmen Türkiye’ye karşı sürdürülen bu politikalar, ses bazen kısılmış, renk tonu değiştirilmiş, farklı kokular yayacağından emin olduğumuz şekilde devam edecektir.
19’uncu yüzyılda başlayan bu sorunun petrolün varlığına bağlı olarak sürdürülmek isteneceği elbette kesindir.  

Bu makale 239 defa okunmuştur.
MAKALE YORUMLARI
ANKETİMİZE KATILIN

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Beğendim
Beğenmedim
Fena Değil

Tüm Anketler
NAMAZ VAKİTLERİ