Bugun...
03-07-2018
CENGİZ BAYSU

CENGİZ BAYSU

Gençlerle sohbet

İstanbul, iki imparatorluğa başkentlik yapmış, değişik uygarlıkların tanığı koca bir kent… Eski adı Cadde-i Kebir olan İstiklâl Caddesi, kentin adeta simgesi olmuş. Osmanlı döneminin emanetlerini taşıyan kent, işgal yıllarının gizemlerini ve acılarını da yaşamış. Günümüzde her dilden, her dinden, her cinsten insanın bulunabildiği yer…
Gündüz caddede gördüğünüz simaların çoğu renkli ve ışıltılı gecelerin müdavimi değildir. Sokak müziğinin ağırlık kazandığı İstiklâl Caddesi’ne, Taksim-Şişhane arasında gidip gelen insanlar bir canlılık ve hareket kazandırır...
Turist grupları, İstanbul’a ilk defa gelip merak saikiyle dolaşan yerliler, resmi dairelerde çalışanlar ve iş takibi yapanlar şimdilerde pek çok iş yerinin kapanma durumuna gelmesine çare olamamakta, esnaf ayakta kalma mücadelesi vermeye çalışmaktadır.
Arapça müzik ve sözlerini duyabilirsiniz. Yağmurlu havaların ideal satış günleri olduğunu bilen şemsiye satıcıları, şemsiye demeyip Ombrela (Ομπρελά) demeyi tercih ederler.   Çiçek Pasajı başta olmak üzere eski restoranlar, pastaneler eski müdavimlerini arar olmuş…
 Taşları döşenmemiş demeçler
Bir eğlence mekânına giriyorum. Gençlerin çoğunlukta olduğu bu güzel yerde boş bir masanın üzerine fotoğraf makinemi bırakıp sandalyeye oturuyorum. Gençler “Hoş geldiniz” diyorlar. Kendime ve onlara çay ısmarlıyor ve başlıyorum konuşmaya…
 ---Tünaydın: Kamera şakalarını nasıl buluyorsunuz? Örneğin; bazı gerçekleri de yansıttığına inanıyor musunuz?
    ---Genç gruptakilerden biri: Bazen bayat olabiliyor, bazen de çok basit seviyede olabiliyor.
    ---Tünaydın: Bu mekâna çok sık gelir misiniz?  “Evet” ise sizi buraya çeken sebep/ler nedir?  (“Çoğunlukla stres atmak için geliyoruz” denirse “sizi strese sokan nedenler nelerdir?
    ---Bir diğer genç: Buraya pek sık olmamakla birlikte geliyoruz. Bizi buraya çeken sebeplere gelince, vasat geliri olan ailelerin çocuklarıyız. Basketbol maçlarını, tenis karşılaşmalarını ya da dünya kupasını izlemeye, tiyatro, bale, opera, müzikhol, müze gibi yerlere gitmeye yetecek paramız yok. Tatil demek ise başlı başına harcama gerektiriyor. Şehir havuzları ise oldukça pahalıdır. Bu durum bizde biraz üzüntü biraz da stres yaratıyor tabii… Dolayısıyla mecburiyetten böyle yerleri tercih ediyoruz. 
Ülke sorunlarına bakış 
    ---Tünaydın: Ülke sorunlarını takip ediyor musunuz? 
Anlatıyorlar gördüklerini, duyduklarını ve yaşadıklarını… Hepsi her konudan haberdar… Yalnız fikir üretme ve fikir yürütme evresinde bir adım geride kalmayı tercih ettiklerini görüyoruz. Bu konuda da haklıydılar.  
Yan yana oturan kızlı erkekli gençlerin bir ara sürekli mesaj yazdıkları ve güldüklerini gördüm ve hemen birisine bunu nasıl izah edeceğini sordum.
  ---Ya, bu ö’le bi’şey ki, o anda gelen mesajın içeriğine bakıyo’sun. Mutlaka bi’ şeyler yazılmasını gerektiriyo… Yazınca da gerisi gelmiyo…
Peki, size bir soru:
    ---Tünaydın: Sokaklarında ayaklarından çok kolları çalışan insanlar hangi ülkenin hangi şehrinde yaşarlar? 
Tereddütle birbirlerine bakmaya başladılar. Cevabı yine ben vermek zorunda kaldım. Kafa içi kabloları karışık olanlar kulaklarını da ayaklı müzik seti gibi kablolarla sararak dış dünyayla irtibatlarını kesiyorlar. İçten ve dıştan karışık bir kafayla sağlıklı ne düşünülebilir ki? Sadece iç kulaklıktan konuşarak kendi sesini duyduğunu zanneden bu insanlar, el ve kol hareketlerine daha da ağırlık veriyorlar.
Uzak ve yüksekçe bir yerden yapılan izlemede kolları sürekli hareket eden nice insan görmeniz mümkündür. Tabii ki ülkemizde ve İstanbul’umuzdadır bu insanlar. Telefon iletişimi karşılıklı olarak küfreden, tehdit eden, asabi konuşan, tahkir eden nice insanın konuşmalarıyla doludur. Terör faaliyeti bireyden başlıyor.
Bunları anlattıktan sonra çektiğim resimleri gösterdim. Daha pekiştirici oldu ve güldüler. İşte maya bu… İnsanımız bu… Hepimiz buyuz.
 

 

Bu makale 144 defa okunmuştur.
MAKALE YORUMLARI
ANKETİMİZE KATILIN

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Beğendim
Beğenmedim
Fena Değil

Tüm Anketler
NAMAZ VAKİTLERİ