Bugun...
26-12-2017
CENGİZ BAYSU

CENGİZ BAYSU

İhaleye vermek

Megaköy İstanbul’a üç günden beri sulu kar-yağmur karışımı bir şeyler yağıyor. Ortaya çıkan manzaralar hep bildik. Uçan saclar, arabaya saplanan demir borular, su baskınları, deniz kıyısı yollarda bile göllenen alanlar, trafik kazalarındaki artışlar, fırınlarda kuyruklar… Elimde şemsiyeyle bir çukura batmamak için seke seke gidiyorum.

Sergiden fikirler
2016 yılı Haziran-Eylül ayları arasında İstiklâl Caddesi’nde Art-Sanat’ın düzenlediği bir sergiyi gezmiş ve Tünaydın gazetesine haber yapmıştım. Ele aldığım kadarıyla haberden notlar şu şekildeydi:

“Cisimler düşerler. Bu değişmez kuraldır. Newton’un adı duyulmamışken ve yerçekimi kanun olarak açıklanmadan önce de cisimler düşerdi. Şimdi de öyle. ‘Düşüyorlar’ demiş Lucretius… ve tabii ki bununla meyveleri, koca koca binaları kastetmemişti herhalde. 
Görülemeyecek kadar ufak zerreciklerin farklı özellikleri vardı. İnişe geçtikleri anda kendi sonlarına yöneliyorlardı. Belki de bu düşüşte birbirleriyle buluşuyor ve büyük parçalar halinde aşağıya iniyorlardı.”

Her düşüncenin kanadı yoktur
“Yerçekimi” ve “Ağırlık/vakar” kavramları etrafında geliştirilen “Her düşüncenin kanadı yoktur” sergisi, düşme eylemini fiziksel bir düşüş, beceriksizlik ya da yetersizlikten kaynaklanan bir sonuç veya kötü yazgının ya da lânetin getirdiği kaçınılmaz son gibi ilk çağrışımlarının ötesine geçerek ele alıyordu. 
Her şeyin her an düştüğü ve düşmeye devam ettiği fikrinden yola çıkan sergi, bir toz zerreciğini onu yere inmeye zorlayan kaderiyle dilimizin ucundan dökülüveren sözcüklerin kaderini birbirine bağlayarak ortak bir koşula işaret ediyordu. 
Maddesel olsun ya da olmasın, her şeyi düşmeye zorlayan bu ortak zeminde beklenmedik olanla sıradan olanı birbirine bağlayan baş döndürücü bir hareketin üretici gücünü açığa çıkarmayı amaçlıyordu.
Günümüze nasıl bağlayacağız?
Yerçekimi, düşme, ağırlık gibi kavramlar yine var ve geçerlidir. Toz zerreciğinin yerine yağmur damlalarını koyarsak görünmez parçacıkların görünen gövdelere kavuştuğunu görmemiz mümkündür. Denizin kıyısında bir iskele, yerlerde su birikintisi… Otobüs durağı ve yolda su birikintisi… Burası İstanbul’un en eski ve büyük semtlerinden birisi…
Bu olumsuzlukları beceriksizlik veya yetersizlikten kaynaklanan bir sonuç veya kötü yazgı ya da lânetin getirdiği kaçınılmaz son gibi görmemiz mümkün değil tabii…  O bölgeden sorumlu en alt seviyedeki idarecinin kayıtsızlığı demek daha doğru olur.

Çareler 
O kadar kişi gelip geçiyor iskeleden, yanından, yakınından, ötesinden. Yakınmalarını öndekine ve yandakine duyurmak isteyenler var. “Hiç ilgilenen yok. Kimi kime şikâyet edeceksin? Nerede buraya bakan belediye başkanı?” 
Bu kişiler ucuzcu takımından goygoycular. Hani 12 Eylül döneminde vardı ya, “Asacaksın bi’kaç tanesini, bak bi’da’ oluyor mu?”  diyen zümre…
İstanbul Belediyesi Beyaz Masa’ya en çok yazanlardan biri olduğumu söyleyebilirim. Trenlerdeki hırsızlık anonsunun kaldırılmasından tutun da Maltepe ilçesinde ana yoldaki su birikintisine kadar ilgili birimlere yazılar yazdım. Bu arada “abi, şunu da yazar mısın, bunu da çizer misin?” diye bana iş ihale edenlerin taleplerini de yazdım. Şimdi yazmıyorum.

Be Allah’ın kulları! 
Bir taneniz de eline kalem alsa, tarih, yer, olay yerini yazıp bir resim koysanız da güzel hitap ve önerilerle birlikte ilgili birimlere gönderseniz, ne olur? Mutlaka farfara yapmanız, lânet okumanız ya da etrafınızdakileri tahrik etmeniz mi gerekiyor?
Bir de böylesini deneyin! Sizlere cevap verileceğinden hiç şüpheniz olmasın! Mutlaka bilgilendiriliyorsunuz… 

Bu makale 429 defa okunmuştur.
MAKALE YORUMLARI
ANKETİMİZE KATILIN

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Beğendim
Beğenmedim
Fena Değil

Tüm Anketler
NAMAZ VAKİTLERİ