Bugun...
03-03-2018
CENGİZ BAYSU

CENGİZ BAYSU

Mega kentin sorunlarından

Mega şantiyelerden
Kabataş’tan Kasımpaşa’ya kadar yürüdüm. Mega şantiye Karaköy’de yapılan inşaat çalışmaları, kurulan iskelelerle ve eski İstanbul resimlerin asıldığı panolarla çevrelenmiş. Kendi arşivimde olmayan bazı resimleri çekerken yine mide bulandırıcı görüntülerle karşılaştım. Bazı resimlerin üzerine abuk sabuk yazılar yazılmıştı. 
Nerede yeşillik görsek tahrip etmeyi, nerede güzellik görsek kirletmeyi seven bir millet olduk. Evet, bu yapılanlar şehrin çehresini değiştirecek güzelliklerden… ama gelin görün ki, çoğunun üzerleri karalanmış ve yazılar yazılmış. 
Özellikle turistler yüzyıl öncesini anlatan bu resimlere hayranlıkla bakıyor. Fotoğraf makinesini kullanırken bu karalanmış bölümleri almamak için makinenin açısını ve mesafesini değiştiriyor.
Belki bir Avrupa dergisinde çıkacak bu görüntüler bizi nasıl anlatacak değil mi?
Diğer yandan servis minibüsleri bu panoların önüne çekilmek suretiyle birçok resmi kapatıyor ve resim çekmeye de engel oluyor. Yağışlı havalarda hafriyat alanlarından çıkan kamyonlar, lastikleri vasıtasıyla çamuru yola taşıyorlar. Bu da görüntü kirliliği yaratıyor. İnşaatlarda gece çalışma izni için bir sürü prosedür gerekirken belediyenin ilgili birimlerinin bu konulara ivedi çare de bulması gerekiyor.
Çocuk parklarından
Belediyeler, çeşitli semtlerde çocuk parkları yapıyor. Bu parklarda ağaçlandırma veya çiçeklendirme yapılsa da yaşatmak pek mümkün olmuyor. Ailelerin çoğu bu bilinçten yoksundur. Piknik alanlarına bakarsanız genç ağaçlara kurulan salıncaklara büyükler bile binmekte, ağaç dallarının kırılmasına sebep olmaktadırlar. Bunun da ötesinde çocuklar için ağaç dikim alanları tahsis edilemiyor. 
Yazın ağaç diplerinde hazırladığımız mangal ateşinin dumanı nereye gider pek umursamayız. Gözümüzü sadece etin pişmesine odaklandırmışızdır. Oysa duman genç fidanın sararmasına ve kurumasına neden olacaktır. Kışın ise ağaçlık alanda ateş yakmak ve ısınmak gibi kötü alışkanlığımız vardır. Sıkı giyinip koruluk, ormanlık yerlere gitmek ve yürüyüş yapmak varken elleri ısıtmak amacıyla ateş yakmak neyin nesidir?
Çöp toplama alanlarından
Bazı yerleşim alanlarının dışında oluşturulan çöp toplama yerleri, sağlık açısından büyük tehdit oluşturmaya devam ederken görüntü kirliliğini de had safhaya vardırıyor. Rüzgârlı havalarda saçılan uçuşan kâğıt ve naylonlar, daha geniş alana yayılıyor. 
Bu alanlara kimyasal madde içeren deterjan kutuları, hastane atıkları, pil ve aküler de atılmaktadır. Yağmur sularıyla çözünen bu atıklar toprağın derinliklerine işlemekte ve su kaynaklarına karışmaktadır.
Martı ve kargalar, kedi ve köpekler çöplük diyebileceğimiz yerlerdeki kimyasal bulaşıkların atıkları yemekte, çoğu başıboş, sokağa salınmış veya yaşlanmış olan hayvanlar kanser tehlikesiyle karşı karşıya kalmaktadır. 
Denizlerdeki kirlilikten
İstanbul Boğazı ve Marmara Denizi’nin kuzey kıyıları her türlü kirlilikten nasibini almış durumda… Yaz ayları yaklaşıyor. Birçok yerde “Deniz kirliliği nedeniyle girilmez” levhalarını göreceğiz, “koli basili nedeniyle” diye başlayan uyarıları dinleyeceğiz.
Boğaz’ın atık su kanallarının hemen civarında gülerek yüzen çocuklarla karşılaşacağız. Denizden çıkarılan çöp, eşya ve atıklar sergilenecek. Sadece bakarak “bunlar da denize atılır mı? diye söyleneceğiz.
Bu atıkların içinde en tehlikeli olanlar pillerdir. Piller küçük boyutta olduğundan sokaklara ve doğaya rahatlıkça atılabiliyor. Tabii ki denizlere de… İnsanların bilmediği veya üzerinde durmadığı konu ise bir pilin doğaya ne kadar zarar verebileceğidir. 

Denizlere atılan pillerin zararları
Piller, cıva, kadmiyum, çinko, kurşun, mangan, lityum, demir, nikel, kobalt gibi elementler içerir.  Bu maddeler toprağa veya deniz suyuna karıştıklarında yok olmayıp zamanla içindeki elementlerle yeni bileşiklere yol açarlar. Yer altı sularında tahribat yaratırlar. Denizde zehirlenmeye sebep olur, canlıların hayatını tehdit ederler. Hatta canlıların yok olmasına ve yaşam düzenin bozulmasına neden olurlar.
Atık pillerin etkileri, insanlar üzerinde nörolojik rahatsızlıklara; böbrek ve karaciğer fonksiyonlarının bozulmasına; tansiyon gibi hastalıkların ortaya çıkmasına da sebep olabiliyor, hatta zehirlenmelerle ölüme kadar varabiliyor. 
Özellikle denizlere atılan pillerin dip balıklarını ağır metallerle hastalıklı hale getirdiğini, bunların yenmesiyle insanlarda kansere yol açabilecek etkiler yarattığını unutmayalım. Bu etkilerin gün içerisinde olmayacağını ama yıllar sonra gerçekleşeceğini bilelim artık.
Sonuç olarak bizlere sunulan bu güzel evreni ve nimetlerini tahrip etmekte birbirimizle yarışıyoruz. Buna kısaca Nasrettin Hoca’nın tabiriyle “Bastığı dalı kesmek” denmez mi?

Bu makale 323 defa okunmuştur.
MAKALE YORUMLARI
ANKETİMİZE KATILIN

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Beğendim
Beğenmedim
Fena Değil

Tüm Anketler
NAMAZ VAKİTLERİ