Bugun...
06-07-2018
CENGİZ BAYSU

CENGİZ BAYSU

Orta Doğu politikaları ve Türkiye’nin bölgeye bakışı

Orta Doğu politikalarının müteharrik unsuru ABD’dir. Yani belirleyen, harekete geçiren, yön veren unsur… Bu gücü elinde bulundurabilmek için İsrail’i yanına almak ihtiyacını hisseder. ABD, İsrail’i Orta Doğu’da stratejik değere sahip bir müttefik olarak görmektedir. 
Hal böyle olunca ABD’deki Yahudi lobisinin de etkisiyle Tel-Aviv’in güvenliğinin sağlanması ABD için öncelikli dış politika hedeflerinden biri olup çıkıyor karşımıza... Bölge üzerinde en az 100 yıldan beri egemenliği ve ekonomik ilişkileri olan AB ise, kendi çıkarlarını ön planda tutmak suretiyle Arapların yanında bir politika izlemektedir.
İşte bu noktada Türkiye’nin sıkıntıları başlamaktadır. Yani Orta Doğu’ya iki farklı pencereden bakan iki süper gücün arasında politika üretmek… Türkiye’nin Filistin politikasının ilkeleri genelde AB politikalarına paraleldir. ABD ile ilişkilerin kopma noktasına gelmemesi, İsrail ile ticari bağlantıların zarar görmemesi için Türkiye, İsrail’e karşı daha yakın ve ılımlı bir tutum takınmaktadır.

Politikaların belirlenmesi
Doğu Akdeniz’deki enerji havzaları politikaların üretilmesinde belirleyici unsurdur. Nil Deltası Havzası, Batı Arap alanı ve Zağros alanı bilinen en kritik üç enerji havzasıdır. Kıbrıs Havzası ise yeni yeni adını duyurmaya başlamış, Özellikle de Yunanistan, GKRY, İsrail ve Mısır arasında sorun teşkil etmiştir.
Geçmişten bugüne en çok hidrokarbon üretimi Nil Deltası havzası, Batı Arap alanı ve Zağros alanında gerçekleşmektedir. Bu üçgen alanda üç çeşit enerji kaynağı bulunmaktadır. Bunlar petrol, doğal gaz ve petrol şeyli’dir. Petrol ve doğal gaz bilinen kaynaklar olarak sayılmakla birlikte petrol şeyli yeni işleme metotları sayesinde bilinmeye başlamıştır. Petrol şeyli, petrollü şeyl veya bitümlü şeyl, ısıtıldığında petrol ve gaz üretebilen organik kayaçlardır.
2005 yılında İsrail’in 12 milyar ton (son keşiflerle artmıştır), 2010 itibariyle Suriye’nin 50 milyar ton ve Ürdün’ün de 65 milyar ton petrol şeyli olduğu tespit edilmiştir. Bir örnek vermek gerekirse bir km2 petrol şeylinin İsrail’in bir yıllık ihtiyacını karşılayacağı söylenebilir.  

Teknikler
Doğal gaz çıkarılması, devrim niteliğinde üç gelişmeye sahne olmuştur. Bunlardan birincisi hidrolik çatlatma tekniği, ikincisi yatay sondaj tekniği, üçüncüsü ise sıvı doğal gaz tekniğidir. 
Enerji şirketleri, şu dönemde pek makbuller ve dünyada önemli ve gelişmiş teknoloji şirketleri olarak görülmektedirler. 
Dr. Stanislaw’a göre, "Enerji teknolojisi girişimcileri, yerbilimcileri, yazılım mühendisleri petrol kuyusunu topraktan ya da denizden önce bilgisayarda açıyorlar. Üç boyutlu görüntülemeler, yeni çelik alaşımlı delgi uçları ve diğer birçok yenilik enerji üretiminin gelişimini radikal olarak değiştiriyor.” 
Münhasır Ekonomik Bölgeler
Mısır, Türkiye, Kıbrıs (GKRY ve KKTC), Lübnan, Suriye, İsrail ve Gazze Şeridi bölgedeki petrol ve doğal gazda hak sahibidir. BM Deniz Hukuku Sözleşmesine göre, Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) adı verilen deniz alanlarının devletlerin kendi aralarında yapacakları anlaşma ile belirlenmesi gerekmektedir. 
Hal böyle bile olsa bazı devletler bir araya gelerek bu sınırlandırmayı ikili anlaşmalarla yapamamaktadır. Önemli bir sorun teşkil eden bu sınır problemleri dolayısıyla siyasi olarak da ilişkiler gerilmektedir.
Filistinliler, Suriyeliler, Mısırlılar ve Lübnanlılar doğal gaz keşfedilen alanların kendi sularında olduğunu iddia etmekte ve İsrail’i kendi gaz rezervlerini çalmakla suçlamaktadırlar. Özellikle Lübnanlı liderler ifadelerini çok açık şekilde dile getirmektedirler. Lübnan Enerji Bakanı, “Şu çok açıktır ki İsrail’in niyeti bizim kaynaklarımıza saldırmaktır.” demiştir.

Payı düşen ülkeler
Enerji üretimi miktarında Mısır ve Suriye siyasi ve ekonomik sorunlu dönemler geçirdikleri için üretimde payları düşmüştür. Özellikle petrolde Suriye, doğal gazda ise Mısır bu konuda zorluk çekmektedir. 
Doğu Akdeniz ülkeleri içerisinde petrol veya doğal gaz ihracatçısı kalmamıştır. İsrail ise son doğal gaz keşifleri ile birlikte yükselmekte ve enerji gücü açısından Mısır ve Suriye’nin yarattığı boşluğu tek başına doldurmaya çalışıyor görünmektedir. 
Mısır ve Suriye’deki karışıklıklar, İsrail ile Filistin arasındaki sorunlar, Türkiye ile GKRY arasında uzun süredir çözülemeyen problemler ve Akdeniz’deki deniz sınırları sorunları bu bölgedeki ekonomik fırsatların üzerine gölge düşürmektedir. 
Dolayısıyla bölgenin halen var olan yer altı servetleri, bu servetlerin yerin altındaki uzantıları, yeni çıkarma metot ve teknikleri, daha çok alana hükmetme veya sahip olma hırsını kamçıladığından sürekli bir hareketlilik ve hırlaşma gerektirmektedir. Türkiye, etrafında cereyan eden olaylara ilgisiz kalamaz. Anadolu Yarımadası’nın güneyden savunulması, Doğu Akdeniz’deki gelişmelere kayıtsız kalmamayı, GKRY’nin eylemlerini kırıcı çıkışlar yapmayı, Ürdün ve Mısır’ı frenlemeyi, İsrail’e net tavır koymayı gerektirmektedir.   

Bu makale 270 defa okunmuştur.
MAKALE YORUMLARI
ANKETİMİZE KATILIN

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Beğendim
Beğenmedim
Fena Değil

Tüm Anketler
NAMAZ VAKİTLERİ