Bugun...
08-07-2018
CENGİZ BAYSU

CENGİZ BAYSU

Orta Doğu’nun geleceği

Orta Doğu’da yaklaşık olarak 350 milyon insan yaşamaktadır. Arabistan Yarımadası’nın doğusu büyük körfez olan Basra Körfezi vasıtasıyla Hint Okyanusu’na bağlanır. Burada petrol ve doğalgaz zengini; ama yüzölçümü az olan ülkeler Kuveyt, Bahreyn, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) bulunur. Dünya, bu bölge üzerinden gözlerini hiçbir zaman ayırmaz.

 

Enerji kaynağı bölge

Orta Doğu, sorunlu ve sanayi bakımından geri olmasına rağmen zengin enerji kaynaklarına sahiptir. Basra Körfezi, dünya enerji kaynaklarının yaklaşık % 60-65’ine sahiptir. Süper güçler, bu kaynakların ve sağlayacağı stratejik avantajın kendi insiyatif ve kontrollerinde olmasını isterler.

Bölgeden sağladıkları avantajları devam ettirmek isteyen güçler, mevcut yönetimleri birbirine düşürerek yandaş sağlamayı ön planda tutmak suretiyle sürekli kargaşa senaryoları üretirler. Bu yöntem onların karşısına yakın tehditler, suni düşmanlar ve iktidar korkusu çıkararak silahlanmaları için de teşvik yöntemidir.

 

Tarihten gelen ilgi

Aslında Orta Doğu, 15’inci yüzyıldan beri dış müdahalelere açıktır. Bu yüzyılda başlayan Portekiz ve İspanyol mücadelesini İngiliz, Osmanlı ve Rus mücadelesi takip etmiştir. Soğuk savaş döneminde de bölge ABD için Avrupa ve Pasifik’ten sonra üçüncü cephe olarak telâkki edilmiştir.

İran, kendi çevresinde toplanan menfaatçi ülke ve grupları hep tehdit olarak görmesine rağmen sessiz kalmış; ama 1979 Devrimi ardından bölgeyi Şii ve İslami hareketin yayılmasına açık bir duruma getirme çabalarına başlamıştır. Batı, çıkarlarının zarar görebileceği kaygısına kapılarak yeni bir senaryoyu vizyona sokmuştur.

1980’li yıllarda sekiz yıl süren İran-Irak Savaşı’nı başlatmak suretiyle kendileri için yeni müdahale ve silah satışı imkânları yaratmışlardır. 1990 Ağustosu’nda Irak, komşusu Kuveyt’i işgal edince Suudi Arabistan bu davranışı kendisi için bir tehdit olarak görmüştür.

 

Hevesler bitmiyor

Birbirine diş bileyen ve bölge hâkimiyetini ele geçirmeye çalışan İran ve Irak, dünya petrol rezervinin % 65’ini ve doğal gaz rezervinin % 40’ının kontrolünü ellerinde bulundurmak heves ve hayaline kapılmış ve nükleer silahlarını geliştirmeye yönelik çalışmalar ve satın almalar başlatmışlardır.

Bildiğimiz kadarıyla bilinen rezervler dünyadaki rezervlerin tahmini değeri iki trilyon varil dolayındadır. Suudi Arabistan 30 milyon nüfusuyla dünya petrol rezervinin yüzde 25’ini (260 milyar varil), Irak ise 40 milyon nüfusuyla % 11’ini (120 milyar varil) elinde bulundurmaktadır. Toplam 70 milyonun sahip olduğu rezerv toplamı 380 milyar varildir (Kişi başına yaklaşık 5.430 varil petrol düşmektedir).

ABD ve Rusya’nın toplam nüfusu kabaca 470 milyon olmasına rağmen her iki ülkenin petrol rezervi yaklaşık 120 milyar varildir (Kişi başına yaklaşık 255 varil petrol düşmektedir).

Şimdi veriler kabaca böyle olunca pastaya göz dikenlerin sayısı neden çok olmasın? Bu gözü doymazların hırsları neden devam etmesin?

 

Geleceğe bakarsak

ABD başta olmak üzere Çin ve Avrupa ülkelerinin petrol bağımlılığının daha onlarca yıl süreceği kesin gibi görünüyor. 1980’lerde petrol üreten ülkeler üzerinde ağır bir denetim sürdüren ABD, 1990’lardan sonra Körfez bölgesinde gerçekleştirdiği iki harekâtla bu denetimi daha da genişletmiş ve dozunu arttırmıştır.

ABD yönetimi, petrol bölgesini çevreleyen ülkeleri kuşatacak şekilde tertiplenmek, Amerikan karşıtı olanları “terörist devlet” ilan etmek,  Körfez girişlerini tutmak, petrol sevk yollarını denetim altına almak, uzaydan ve havadan kontrollere ağırlık vermek suretiyle hırslarını takviye edecektir.

İngiltere ve Norveç dışında enerji kaynağı olmayan Avrupa ülkeleri enerji yönünden Orta Doğu petrollerine bağımlıdır. ABD, bu bağımlılığı da kırmak ve kesin şekilde hegemonik üstünlük elde etmek gayreti içindedir.

 

Stratejik ortaklık

ABD’nin bu gayretlerinin temelinde stratejik ortaklık gibi hukuki ve siyasi bir dayanak yatmaktadır. Bugün için en önemli stratejik ortak İsrail’dir. Kendisine tehdit olarak gördüğü İran’ı hedef tahtasına oturtan İsrail, Suudi Arabistan’ı dahi dost ülke edinmek suretiyle Arap ülkelerini bölmeye çalışmıştır.

ABD’nin gerek Irak’ın kuzeyinde ve gerekse Suriye’nin batı toprakları üzerinde yerleştiği alanlara üsler açması, kuvvet bulundurması, dinleme tesisleri kurması ve deniz topçu ve füze birlikleriyle takviye etmesi dikkat çekicidir. Bu faaliyetleri sürdüreceği de kesindir.

Türkiye bu tabloya bakınca dost ve kardeş dediği İran ile karşı karşıya kalması muhtemeldir. Gelecek günlerin de diplomatik açıdan pek huzurlu geçeceği söylenemez.

 

Bu makale 216 defa okunmuştur.
MAKALE YORUMLARI
ANKETİMİZE KATILIN

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Beğendim
Beğenmedim
Fena Değil

Tüm Anketler
NAMAZ VAKİTLERİ