Bugun...
06-06-2018
CENGİZ BAYSU

CENGİZ BAYSU

Ramazan sohbeti (I)

İnsanımız değişen durumlara çabuk ayak uydurabiliyor. Geçen hafta sonunda Sultanahmet’te bir iftar zamanını anlatmıştım. Bu hafta aynı yere yine gittim. Küçük çocuk ve çarşaflı anne, pek de işlek olmayan bir sokakta büyükçe bir çöp bidonunun kenarında yere oturmuşlar. Ellerinde bir büyükçe çöp naylonu…
İlk görenin içini burkutan hatta gözlerinden yaş getiren bu manzarayı uzaktan ve onlara hissettirmeden izlemeye başladım. Sokağa giren kişi görülünce Kadın elindeki torbayı yere döküp ekmekleri ve kemikleri birbirinden ayıklıyor, çocuğu da kendisine yardım ediyor. Yanlarına gelen kişi para verip yoluna devam ediyor. Bu çocuklu hanıma ben de iyi niyetle sadaka vermiş ve kendisiyle konuşmak istemiştim. Burkalı hanım Türkçe bilmiyordu.
Sadaka veren yanlarından uzaklaşınca yerdekileri tekrar çöp naylonuna koyup gelecek olan yeni kişiyi bekliyorlardı. Belli ki Afganlı da olsa Suriyeli de olsa Türk insanının vicdan ve merhamet hislerini öğrenmişler. Bu ülkeye geç gelseler de pîr olmuşlar.  
 Dilenenlerden biriyle
Önce Kadıköy-Karaköy vapurunda görmüştüm onu dilenirken… Her gittiği kişiye Allah rızası için diye başlıyor, parayı alınca bir şey demeden diğerine geçiyordu. Para vermeyen olursa da “Allah’tan kork, hiç mi Allah korkun yok senin?” türünden laflar ediyordu. Sonra Karaköy’de iskele civarında dilenirken gördüm. Yere oturmuş, mendilini açmış, değneği yanındayken… selâm bile vermeden gittim yanına oturdum ve bir şeye kızmış havasıyla konuşmaya başladım:

    ---Yav memlekette hiç insanlık kalmamış. Birisinden iki lira yol parası istedim, yüzüme bile bakmadı, dedim… Gayem onu konuşturmaktı. Ve dökülmeye başladı hemen.
    --- Sen daha yeni başlamışsın. Ben günlerdir el açıyorum, bu (sin kaflı küfürler) insanlarının elleri ceplerine gitmiyor. Dur bakalım, göreceksin daha nelerle karşılaşacağını…
Sizlere itiraf edeyim ki, bu adama para vermeyenlerden birisi de bendim. O küfürden ben de nasibimi almış oldum. Şu adamı biraz sıkıştırmanın zamanı geldi diye düşündüm ve yüklenmeye başladım.

    ---Belediye burada dilenenleri her gün topluyor ve İstanbul dışına sürüyor. Senin dilendiğini görürlerse halin harap…
    ---Kardeşim, sen de bi’ tutturdun dilenmek, dilenmek diye. Dileniyor muyum ben?
    ---Evet dileniyorsun. Konuşmamızın başında “el açıyorum” demedin mi?
    ---Demedim.
    ---Belediye görevlileri gelir de bu adam dileniyor muydu derlerse dilendiğini söylerim. Bak önüne mendil de sermişsin zaten… Hışımla mendili topladı.
    ---Sen vapurda yolculara burada insanlara “Allah’tan korkun!” demiyor muydun? Ben de Allah’tan korkuyorum. Sorarlarsa doğruyu söylemem lazım…  Bana ters ters bakarak,
    ---Allah seni bildiği gibi yapsın! Sana ben ne diyeyim başka?
Değneğini vura vura koşar adımlarla uzaklaştı. Şimdilerde görünmüyor ortalıkta…

Pabucu dama atılmak 
(Sâmiha Ayverdi’nin anlatımlarından):
… Hani gözden düşen, itibarını ve rağbetini kaybedenler hakkında “pabucu dama atıldı” diye bir atasözü vardır. Bu klişe kelâmın doğup yaşamasına nasıl yol açılmış olduğunu bilmek, bilmemekten yeğ olsa gerek. Şöyle ki;
Başları loncalarına bağlı olan bütün esnaf kolları gibi, kunduracılar loncasının da muayyen nizam ve kaideleri mevcuttu. Bu ölçülerin başında da doğruluğun ve sağlamlığın geleceği elbette şüphe götürmezdi. Onun için de satıcı ile alıcı birbirlerini aldatmak üzere yarışta olan iki cambaz değildi.
Kundura alacak müşteri istediği malı seçerken bunun mukavemet müddetini de göz önünde bulundurur, tâcir de malının dayanıklılığına ve yapılış tarzına göre altı ay, bir sene veya iki sene dayanması icap ettiğine göre teminat verirdi. 
Hemen daima doğru çıkan bu beyanın binde bir aksadığı da olmaz değildi. Bu takdirde aldatıldığını anlayan müşteri vaktinden evvel eskiyen kundurası elinde doğruca loncaya gidip derdini anlatır, bir sene dayanacağı garantisiyle altı ayda eskimiş olduğunu söyleyerek tazminat isterdi.
Lonca, şikâyeti dikkate alarak pabucu sıkı bir yoklamadan geçirir, eğer müşteri fazla hor giymek yüzünden malın mukavemet müddetini kısaltmış ise reis, “Efendi, bu kundura bir sene dayanırdı; ama sen çok kötü kullandığın için vaktinden evvel eskimiş” diyerek şikâyetçiyi başından savardı. 
Müşteri haklı da esnaf haksızsa bu defa hâkim durumunda olan lonca reisi, ayakkabıcıyı ve loncanın diğer mensuplarını çağırtıp hadiseyi ortaya koyar ve kısa bir mülâhaza ve münakaşadan sonra pencereyi açıp pabucu dama fırlatır. Lonca heyetinin kararıyla pabucu dama atılan bir esnafın artık ticarete devam etmesi mümkün olmazdı…

 

 

Bu makale 125 defa okunmuştur.
MAKALE YORUMLARI
ANKETİMİZE KATILIN

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Beğendim
Beğenmedim
Fena Değil

Tüm Anketler
NAMAZ VAKİTLERİ