Bugun...
04-06-2018
CENGİZ BAYSU

CENGİZ BAYSU

Sohbet iyidir

Anlamak için pîr olmak
“Simyacı” adlı eseriyle ünlenen meşhur yazar Paulo Coelho’dan size güzel bir hikâye… Leonardo da Vinci; ‘Son Aksam Yemeği’ isimli resmini yapmayı düşündüğünde büyük bir güçlükle karşılaşır… “İyi”yi İsa’nın bedeninde, “Kötü”yü de İsa’nın arkadaşı olan ve son akşam yemeğinde ona ihanet etmeye karar veren Yahuda’nın bedeninde tasvir etmek zorundadır…
Resmi yarım bırakarak bu iki kişiye model olarak kullanabileceği birilerini aramaya başlar. Gittiği bir konserde korodakilerden birinin İsa tasvirine çok uyduğunu fark eder. Onu poz vermesi için atölyesine davet edip sayısız taslak ve eskizler çizer. 
Aradan 3 yıl geçer. ‘Son Akşam Yemeği’ neredeyse tamamlanmıştır; ancak Leonardo da Vinci henüz Yahuda için kullanacağı modeli bulamamıştır… Leonardo’nun çalıştığı kilisenin kardinali, resmi bir an önce bitirmesi için Leonardo’yu sıkıştırmaya başlar.
Yahuda modelini günlerce arayan Leonardo; vaktinden önce yaşlanmış genç bir adam bulur. Paçavralar içindeki bu adam sarhoşluktan kendinden geçmiş bir durumda kaldırım kenarına yığılmıştır. Leonardo yardımcılarına seslenir ve adamın güçlükle de olsa kiliseye taşınmasını sağlar. Artık taslak çizecek zamanı kalmamıştır.
Kiliseye varınca yardımcılar adamı ayağa dikerler. Zavallı adam, başına gelenleri anlamakta güçlük çekmekte, Leonardo ise, adamın yüzünde görülen inançsızlığı, günahı, bencilliği resme geçirmeye çalışmaktadır. 
Leonardo işini bitirince, sarhoşluğun etkisinden kurtulmuş olan berduş, gözlerini açar ve bu harika duvar resmini görür. Şaşkınlık ve hüzün dolu bir sesle,

    ---Ben bu resmi daha önce görmüştüm, der. Aralarında şöyle konuşma geçer:
    ---Ne zaman?
    ---Üç yıl önce. Elimde avucumda olanı kaybetmeden önce… O sıralarda bir koroda şarkı söylüyordum. Pek çok hayalim vardı. Bir ressam beni İsa’nın yüzü için modellik yapmak üzere davet etmişti.
Leonardo’nun fırçası elinden düşmüştür… “İyi” ve “Kötü”nün yüzü aynıdır… Her şey insanın yoluna ne zaman çıktığına bağlıdır…

Delinin biri kendini mısır zannediyormuş. Uzun süre tedavi gördükten sonra doktor iyileştiğine karar vermiş ve taburcu etmiş. Deli tam hastanenin kapısından çıkarken kapının önünde bir tavuk görür ve koşarak doktorun yanına gider. Doktora;
 
    ---Kapının önünde tavuk var doktor bey” demiş. Doktor; 
    ---Ama biz sana mısır olmadığını söylemiştik ve sende artık mısır olmadığını öğrenmiştin?
    ---Tamam doktor bey, ben mısır olmadığımı biliyorum ama tavuk da biliyor mu?

Denizcilerin ve avcıların kahvesinde 
Ben hayatım boyunca ya bir kez ya da iki kez kahveye gittim. Bunların ikisi de Van’ın Erciş kazasında merak saiki ve birini bekleme amacıyla olmuştur. Kıtlama şeker, kısa bacaklı tabureler, demlenmiş İran çayı ve alçak masalarla da bu sayede tanışmıştım.
Emekli denizciler; havanın patlamasından, yağmurun boşalmasından, sisin çökmesinden ve rüzgârın kuvvetinden söz ederler, eski denizciler de gençliklerinde bunlarla nasıl baş ettiklerini anlatırlardı. Avcılar av hayvanlarını yakalamak için nasıl taktikler ürettiklerini anlatırlar, hatta fıkralara konu olabilecek bilinçsiz “uçuşlar” yaparlardı. İşte bunlardan birisi… Avcı, arkadaşlarına gözleri kısık, hafif eğilmiş şekilde ve heyecanla anlatıyordu:

    ---Son seferimde Afrika’ya gitmiştim. Ormanda yürürken bir hışırtı oldu. Döndüm baktım, bir kutup ayısı. Hemen tüfeği ateşledim ve iki kaşının arasından vurdum onu.
    ---Atma birader! Kutup ayısı Afrika’da ne arasın?
    ---Ayı lan bu… Ne bileyim ben?  
Bu kahvehanelerde geçmişteki anılar anlatılırken şimdilerde hayat pahalılığından konuşulur oldu. Hastalıklar başköşeyi aldı. Geçim darlığı kişileri birbirine çay ısmarlamaktan bile uzaklaştırdı.
İyi ramazanlar, iyi iftarlar!

 

Bu makale 133 defa okunmuştur.
MAKALE YORUMLARI
ANKETİMİZE KATILIN

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Beğendim
Beğenmedim
Fena Değil

Tüm Anketler
NAMAZ VAKİTLERİ