Bugun...
25-12-2017
CENGİZ BAYSU

CENGİZ BAYSU

Ukrayna olayları sonrası Rusya (Bölüm I)

Batı tarafından kuşatılma endişesi
Rusya 1991 yılında kolu kanadı kırılmış bir ülke durumuna düşmüştü. Huzursuzluğunun perde arkasında 1990’da başlayan çöküş nedeniyle kendisine zenginlik sağlayan geniş ve verimli toprakları kaybetmiş olma endişesi ve hırsı yatıyordu.
Rusya’nın kendisini güçlü kabul ettiği yanları
Dev ordusuna, enerji kaynaklarına ve yer altı servetlerine güvenen Rusya, büyük birlikler kullanılarak sıcak çatışmalara girme döneminin bittiğini anlamıştı. Rus Hava Kuvvetleri, nicelik olarak fazla uçağa sahipti; ama Batı’nın hava gücünün üstün niteliklerine ulaşamamıştı. Putin, AB’nin ve ABD’nin uyarılarını elinin tersiyle kenara itiyor, “dediğim dedik” inadıyla Kırım ve Ukrayna üzerine birlikler sevk ederek belli bölgelerde füze rampaları tesis ediyordu. Güçlü bir kıtalar arası balistik füze sistemi vardı; ama Rus ekonomisinde yaşanan ekonomik sıkıntılarla uzun süreli bir harekâtı nasıl devam ettirebilirdi? Enerji kaynakları meta olarak mevcuttu; fakat bir değere dönüşebilmesi için “pazar” gerekiyordu. Belki “Ruble” gibi bir parası olsa da bu paranın değeri yoktu…
Rusya’nın görmek istemediği zayıf yanları
Yoksul olan Rus halkı arasında hastalık, içki ve uyuşturucu kullanımı yüksek oranlardaydı. Yolsuzluk ve rüşvetin tavan yaptığı ülkede işsizlik ve konut sorunu had safhadaydı. Düşük ücretler ve adaletsiz gelir dağılımı, sosyal katmanlar arasında uçurum yaratacak nitelikteydi.  Kırım’ın ilhakı ve Ukrayna’nın doğusunda yaşanan savaş, Rusya’nın rezervlerini 100 milyar doların üzerinde eritmiş ve bugüne kadar varidatını 420 milyar dolara kadar geriletmişti.
Ukrayna, Belarus, Kazakistan, Özbekistan, Kırgızistan, Ermenistan ve Tacikistan gibi ülkelerin Rusya’da çalışan yurttaşları vardı. Rus ekonomisi bu insanlarla oksijen alıyor, Rus maliyesi dış borçlarını bu emektarların alın teriyle ödüyordu. İktisadi durumun daha da kötüye gitmesi halinde bu çalışanlar Rus bankalarındaki paralarını çekmeye kalkarlarsa “Ruble”de aşırı değer kaybına uğrayabilir, ekonomide kırılmalar görülebilirdi.

Ukrayna inadı ve askeri harcamaların artması
Kırım ve Ukrayna konusunda Batı ile gereksiz inatlaşma, yüksek faizin yaşandığı Rus ekonomisinde daralmaya yol açmıştır. Tahıl ihracatı durmuş, Belarus gibi küçücük bir ülkeden bile alacağı elektrik parasına muhtaç duruma düşen Rusya, parasını tahsil edemeyince Belarus’un elektriğini kesmişti.  
Putin, Avrupa’yı sıkıntıya sokacağını sandığı “Güney Akımı Projesi”ni durdurduklarını, Rus doğalgazının Karadeniz’den geçecek boru hattı ile Türkiye ve Bulgaristan üzerinden Avrupa’ya taşınması yerine Türkiye topraklarında yeni bir dağıtım merkezi oluşturulacağını ve Erdoğan ile mutabakata vardıklarını açıklamıştı.

Batı, karşı eylem ve yaptırımlara yöneliyor
Rusya’nın bir numaralı ticari ortağı yüzde 41’lik pazar payı ile AB olup ticari ilişkileri 2012’de rekor seviyeye ulaşmıştı. ABD, Putin Rusyası ile savaşa girmeden ekonomik kriz yaratarak Rusya’yı dize getirmek ve sayısı giderek artan problemlerle Rusya’yı Doğu Ukrayna konusunda AB ile görüşmeye teşvik etmek istiyordu. 
Petrol ihraç eden ülkeler, petrol fiyatlarını düşürünce Rus petrolü dünya piyasalarında alıcı bulamadı. Batılı işadamlarının Rusya’da yaptıkları yatırımlar durdu hatta ülkeden sermaye kaçışı başladı. 
Batılı kredi kuruluşları, Rusya’nın kredi notunu negatif izlemeye aldılar ve bazı alanlarda kredi notunu düşürdüler. Avrupa, Rus enerji devi Gazprom’a soruşturma başlattı. Bütün bu gelişmeler karşısında Rus parası % 50’ye varan düşüş kaydederek “pul”a döndü. 
Batı’nın tespit ve gözlemlerine göre Rus topraklarında dini, etnik ve hatta ırkçı ayrımcılık ve çatışmalar yayılma eğilimine müsaitti. Şovenist ve faşist gençlik  örgütlerinin  on binlerce  üyesi  olduğu  biliniyordu. Batı daha bunlara el atmamıştı.
Kötü durum nereye varır
Politbüro anlayışıyla bir devletin ne kadar yürütülebileceği geçmişte görülmüş olmasına rağmen Putin, bu alışkanlığından vaz geçemiyordu. Kırım ve Ukrayna konusunda Batı’yı karşısına aldıkça yaptığı her siyasi çıkış ve askeri manevra, Batı’nın daha etkili bir aksiyonu ile karşılık buluyordu. 
Tarih tekerrürden ibarettir. Osmanlı Devleti ve koca SSCB de birtakım ekonomik sorunlar ve borçlanmalar yaratılarak hatta parası pula dönüştürülerek çöküşün eşiğine getirilmedi mi? Bu iki ülke de dönemlerinin en yüksek askeri gücüne sahip değiller miydi?
Kişisel kaprisler, üstünlük taslamalar ve ülke menfaatlerinin iyi analiz edilmeden, geçmiş iyi okunmadan yapılan çıkışların başa iş açabileceğini hesaplayan Putin, “küpe girmeden sirke olmak” ya da “testiyi çatlatmak” durumuna düşmek istememişti…   
 (Devam edecek)

Bu makale 510 defa okunmuştur.
MAKALE YORUMLARI
ANKETİMİZE KATILIN

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Beğendim
Beğenmedim
Fena Değil

Tüm Anketler
NAMAZ VAKİTLERİ