Bugun...
11-06-2018
CENGİZ BAYSU

CENGİZ BAYSU

Yemekte ne konuşuruz?

Hal hatır faslından sonra eğer dışarıda yemek yiyorsak kısaca yemeğin tadına değiniriz.  Evde davetliysek ve çocuk varsa ilgimizi çocuğa veririz.
Yemek süresi ilerleyip mideler şiştikçe düğmeler açılır, of’lamalar başlar. Sıkıntılı duruma ara vermek için biraz siyasetten, bir firmada çalışıyorsak amirleri çekiştirmekten, komşu departmandakilerin uygunsuz tavırlarını eleştirmekten, bazen de çocukların okul durumlarından söz ederiz. Apartmandaki filânca katta oturan aile de bu çekiştirmelerden nasibini alır. 
Hanımların dahil olduğu toplanmalarda erkekler bazen kendi aralarında konuşur, hanımlara pek söz vermezler. Orta halli ailelerde likör ve kokteyl türü içkilere pek yer verilmez. Erkeklerin bir kısmı evde içki içer; ama komşusunu ve arkadaşını pek az kişi davet eder.
Daha şimdiye kadar gittiğimiz aile toplantılarında sanata, sanat eserine ait konuşmaya pek az rastladım. Örneğin; tiyatroya giden bir ailenin piyes hakkında kısa bilgi vermesi, bir tablonun yorumlanması, gezilen bir müze hakkında bilgi verilmesi konularına yer verilmiyor.
Ramazan ayında yapılanlar
Ne yazık ki, geçtiğimiz yıllardaki gibi iftar öncesi televizyonlarda Kur’an okunması azaldı. Eski bilinen hocalar artık ekranlara çıkmıyor. Halen çıkanlar ise Kur’an açıklaması yerine rivayetlere, bazı din bilginlerinin görüşlerine ve ilâhilere yer veriyor. 
Zaten bir şey bilmeyen bir toplumuz. Süre de belli… Kim ne kadar ve ne anlayacak? Konu çok net anlatılmalı, Hatibe yöneltilen sorular önceden ve yazılı olarak alınmalı, “tırnağıma oje sürsem orucum bozulur mu?” türünden sorular ayıklanmalıdır.
Aklımızı çalıştırmaktan uzak olmamalıyız. Vücuda bir şeyin girmesiyle oruç bozuluyor. Fiziksel olarak oruca tahammüllü insanlar orucun manevi tarafına önem vermelidirler. Gözümüz açık görüyor, kulağımız açık duyuyor. Bu organlarımız vasıtasıyla vücudumuza giren ve orucu zedeleyecek olan görüntü ve sesleri önlemenin yollarını aramalıyız.
Vicdan kapıları sonuna kadar açık tutulmalı, hak denen olguya son derece dikkat edilmeli. Oruç tutan bir erkek, oruç tutan eşinin sofrayı hazırladığı sırada dua etmek gibi bir kaçamağa sapmamalıdır. Onun da sofraya bir şeyler taşıması gerekir. Duayı da beraber yaparlar. 
Yoksa biraz uyu, sahurda eş yemek hazırlasın, ekmek almaya çocuk gitsin, sinirlenince beyimiz bağırsın… Anadolu’da köy yaşantısını sürdüren ailenin adamı ayağını uzatır, kadın hayvanı sağmaya, yem vermeye iner. Oh be, böyle oruç tutmaya can kurban! 

Ekranlarda yemek tarifleri ve diyetler
Bir de ne kadar çok yemek yapmayı bilenimiz varmış, ekranlarda onu görüyoruz. Diyetisyenler ayrı bir konu… Orucun mideye zarar vermemesi, çok yenmemesi, en yararlı besinler vb. anlatımları yapanlar…
Ey anlatanlar, beslenme konusunu bizim insanımız da biliyor. Her gün bir ceviz, badem, kuru üzüm, bir kaşık bal, mutlaka yumurta, küçük dilim et, beyaz peynir, muz vb dediğiniz şeyleri yemesini de biliyor. Sadece bunların nasıl temin edileceğini bilmiyor. Bir tas çorbayla veya iki lokma ekmekle oruç tutanlar var. Biraz da bunları düşünseniz?
Belediyeler binlerce kişiye iftar programları düzenliyor. Yemeği görüp sevap diye oturanlar, bunların temininin hangi yollarla yapıldığını hiç düşünüyor musunuz? Eğer belediyelerin bu kadar geniş kaynak ve imkânları varsa iş sahaları açması daha uygun değil mi? En azından gerçek düşkün ve muhtaçlar otursun o sofralara… Hadi, sıkıntı yaratmayayım biraz da gönülleri ferahlatayım:

Melceü't-Tabbahin (Aşçıların Sığınağı) 
İlk Osmanlıca yemek kitabıymış. Mekteb-i Tıbbıye-i Şahane hocalarından Mehmet Kâmil Bey tarafından yazılan ve Tanzimat’ın ilanından 5 yıl sonra ilk kez 1844’te yayımlanan bu kitap o dönemin "best seller"i olmuş. 
Sakız böreğinden süt kebabına, tarak ve istiridye külbastısından kavun baklavasına, tarak pilavından pirinç baklavasına, kavun dolmasından bamya salamurasına... 14 çeşit zeytinyağlı dolma, 31 çeşit yahni, 22 çeşit pilav ve diğerleri… 
Kitapta yer alan yemek tariflerine göz gezdirdiğinizde, Osmanlı - Türk mutfağının zenginliğini de anımsıyorsunuz.  Unilever tarafından Cüneyt Kut’a hazırlatılan bu kitabın özgün yanlarından biri de, Latin harfleriyle yazılmış metnin, arkadan başlayınca da ninelerimizin okuyabileceği Arap harfleriyle yazılmış olmasıdır. Dahası, kitapta Türabi Efendi tarafından İngilizceye çevrilen ve 1864'te Londra'da basılan İngilizce yemek tarifleri de var. 
Birkaç yemek tarifini peşpeşe okuduğunuzda, zaten hemen neyin ne olduğunu anlıyorsunuz. Ama yine de bir sözlük bölümü koymayı ihmal etmemişler.
İyi ramazanlar, iyi iftarlar!

 

Bu makale 102 defa okunmuştur.
MAKALE YORUMLARI
ANKETİMİZE KATILIN

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Beğendim
Beğenmedim
Fena Değil

Tüm Anketler
NAMAZ VAKİTLERİ