Bugun...
19-10-2017
KAMİL YILMAZ

KAMİL YILMAZ

Antika Pazarı

İstanbul Feriköyde bir antika pazarı var. 
Bir de Dolapdere bit pazarı…
İkiside eskici pazarı haftanın Pazar günleri kuruluyor…
Her pazar mutlaka gezerim. Gezememişsem eksik  başlarım bir sonraki haftaya…
Çocukluğunuza uzanırsınız tezgahlar arasında dolaşırken…
Eski ne ararsanız orada var…
Antika olmuş Radyolar, eski dikiş makinaları, fotoğraf makinaları, İnci boncuk binlerce yüzük kolye takı alyans… Alyanslar içinde isimler yazar bazılarında…
Onların da eşleri aileleri vardı elbette cocukları torunları da oldu kuşkusuz…Ama büyükannelerinin alyansı toptan kaldırılan ev eşyaları ile pazarda tezgahta artık …
Geceden gelen anadolu esnafı İstanbul esnafıyla bulusuyor, el degiştiriyor objeler antikalar sabahın 4 ünden 5 inden sabahın erken saatlerine kadar…Önerim erken gitmeniz, değişimden once yakalama şansınız olabilir almak ısteyecegınız her ne olursa hem de yarı fiyatina…
Mercan yokuşunda 5 liraya satılan yağdanlık şişesini, bu pazar tezgahlarından 15 liraya ucuza aldığınızı düşünerek satın alabilirsiniz de kuşkusuz eğer mercan daki fiyatı bilmiyorsanız...
Gaz lambaları, idare fenerleri, dedenizin baltası kağnısı, boyunduruğu, kara sabanı, atının eğeri, paşa dedenizin kılıcı komşu madamın küllerinin boğaza savrulmadan önce içinde saklandığı teneke yada seramik saklama kabı… 
Aklınıza gelebilecek her şey Hepsi orada tezgahta …
Her pazar çocukluğuma savrulurum ben …
En çok da orada ki, aile albümleri hırpalar  insanı…
80 – 100 yıl öncesinin adeta saraydan kalma insanlarının fotoğrafları… 
Gençlik yıllarından, gelin damat oldukları güne , torunlara karıştıkları zamanlara kadar fotoğraflarla…
O  yıllarda anadoluda yaşayan çoğu insana ait tek kare fotoğrafı bile yokken üstelik…
Bugün o albümde ki gelinliği diktirme olasılığınız nerdeyse olanaksız ya da servet ödemeniz gerekebilir, ülkemizin birkaç modacısından birine hatırı sayılır miktarda… Beyoğluna takım elbise kravatsız çıkılmadığı yıllardan olmalı o zamanlar…
Baktığınızda anne baba büyükanne büyükbaba çocuklar torunlar Fransa da İngiltere de okuyan eğitimli insanlar…Konsolosluk görevlisi ateşe paşa dedeler …
Birkaç sayfa adımladığınızda tüm sülaleyi çözersiniz.
İyi de bu albüm bu pazara nasıl düşer… Hani nerede bu ailenin özenle büyütüp okutup yetiştirdiği evlatlar kızlar oğullar, torunlar nasıl sahip cıkmadılar bu anılara hatıralara…
Bir bakışta hayran kaldıgımız bu ailenin anılarının, kendi evlatları için hiç mi değeri yok…
Birkaç sayfa ilerledim bakışımdan çok etkilendiğimi yüzümden okumuş olmalı ki satıcı 
‘’Alabilirsiniz’’ diyor bana…
‘’Teşekkür ederim bakmak istedim sadece, Ne güzel bir aileymiş’’ diyorum…
‘’ Çocukları ev eşyalarını aldığımız sırada albümü de çöpe atıverin dediler biz de kıyamadık alıp burya tezgaha koyduk ‘’ diyor satıcı karı koca çift , ‘’ Ücretsiz alabilirsiniz albümü ‘’
Pazara, o tezgaha geliş hikayesi daha da incitici …
Birkac sayfa daha çevirip teşekkür ediyor oracıkta bırakıp uzaklaşıyorum … Tezgahta neler yok ki bardaklar tabak çanak evde kullanılan ne varsa artık…Yitip giden hayatların yaşanmışlıkların ardından vefasızlık kadir kıymet bilmezlik elde var kocaman bir sıfır vefa… Ürkütücü…
Bu album buraya düşerse bizlerinki nice olur…
Birkaç adım ötede ‘’Güz gülleri’’ şarkısının bestecisi tezgahta eski taşplakları karıştırıyor… Göz göze geliyor selamlaşıyoruz…Lafa müzik market müdavimlerinden kendisi, oradan tanışıyoruz … Baktım kendi plaklarından arıyor zamanla arşivine koyamadığı eksiklerini tamamlıyor… Kulağıma eğilip ‘’ Çaktırma’’ diyor ‘’ Kendi plağımı satın almak istediğimi öğrendiklerinde fiyat üçe-beşe katlanıyor… ‘’
O ihtişamlı hayatların ailelerin eserleri anıları ev eşyaları pazar satıcılarının insafına kalmış…
Biraz ilerde Dolapdere bit pazarı…
Hızlı yürümezseniz resmen bitlenir siniz…
Beşyüz kuruş bir liraya kullanılmış giysiler ayakkabılar bakan prova eden insanları görürsünüz orada…
Her milletten insan, Türkiye’li Suriye’li, Afrika’lı, Kenya’lı Irak’lı garibanları görürsünüz…Elektronikten giysiye orada her şey yerde dökülmüş …
Burada halkın garibanlığını görürsünüz, gözlem yaparsınız halkın nabzını ölçersiniz neredeyse durmaya yüz tutmuş, sıfıra o denli yakın, nabız…
İçerlere doğru ilerliyorum uzaktan ritmik bir Afrika dans müziği kulağıma yankılanıyor. Önümde sagda solda siyahi yabancı insanlar…Dudakları arasında inci dişleriyle gülümseyerek bakıyorlar etrafa birbirlerine ve güne…
İçerlere doğru ilerledikçe müziğe  yaklaşıyorum…Harabelerin bulunduğu bir sokaktayım nihayet ve önümden yürüyen siyahi insanların girdiği yıkık dökük harabe bir binada yükesliyor sesler evet…
Pazar sabahı erken saatler ve dans asla aksamıyor onlarda…Kulak veriyorum içerde 30 – 35  kişi müziğe eşlik ediyorken dans ediyor. Duvarlar yıkık pencerelerde cam kalmamış . Ona ragmen sanki Afrika’nın en görkemli kilisesindeler…
Ne muhteşem bir yaşama gücü…500 kuruşa pantalon gömlek prova sorasında dans eğlence her koşulda mutluluk …
Ne yaşamsal şey şu mutluluk her koşulda mutlu olabilmeyi bilebilmek…
İmreniyorum, müzik harika hep birden söylendiğinde muhteşem…     Yaşama gücünü direncini destekliyor insanların…
İnsanları birbirine bağlıyor Afrıka dan Dolapdere’ye siyahilerin dans müziği eşliğinde yaşama dirençleri…
Saygın İnsanlık tarihindeki mücadelelerine selam olsun…

Bu makale 633 defa okunmuştur.
MAKALE YORUMLARI
ANKETİMİZE KATILIN

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Beğendim
Beğenmedim
Fena Değil

Tüm Anketler
NAMAZ VAKİTLERİ