Bugun...
15-08-2017
KAMİL YILMAZ

KAMİL YILMAZ

Kıyas…

Yaşam boyu çok şeyi kıyaslarız…
Köyümüzü,  kasabamızla diğer çevre köylerle
Yaşam koşullarımızı Aldığımız ücreti kıyaslarız
Akrabalıklarımızı Ana babamızı kıyaslarız  başkalarının annesi babası ile karşılaştırarak.
Ülke dışıne çıkmışsak ,Ülkemizi diger ülkelerle… Hayat pahalılığı toplum yapısı aile yaşamı gelir durumu vs kıyaslarız…
Gerçi diger ülkeleri görmeden yaşam biçimlerini yorumlayan yurdum insanlarına da cok rastlanır elbette…
Avrupalı amerıkalıların aile yaşamlarından inanç sistemine dek cok konuda eleştiren yorumlar duyulur bizde sıkca. Bunların tümünde sonuç kendimizin ‘’ne kadar da üstün övünülecek’’ yanlarımız olduğu sıralanır. Örnek alınası aile yaşamlarımız sıralanır…Hemde dünyanın başka bir yerinden hiç kimseyi tanımamış görmemişken.
Kıyas yaparız. Bilerek bilmeyerek . Kaçınılmaz bir durumdur…Bu durum çoğu kez sistemler içinde fırsattır. Sistem, size Avrupanın ‘’en büyük’’ otogarı, köprüsü en büyük adliye sarayını en güzel yollarını yapması üzerinden düşünce sisteminize mesaj yollar. İnsanlar bu kıyaslarla bir sonuca varır  kendi değer sistemi içersinde. ’’En buyük ‘’ tanımlaması üzerinden kişisel sisteminiz başarı notu verir. Övgüyle bahsedersiniz büyüklerden. Kahvede parkta evde arkadaş ortamınızda. Size katılmayanlar ayrık otu gibi dışarda kalıverir.Bir anda onlardan daha farkında hissedersiniz kendinizi, ayrıcalıklı, bilgili mi bilgili…Bakmak ihtiyacı duymazsınız bu en büyüklerin işlevine işe yararlığına.
Londraya yolunuz düşer de, toplumsal, ekonomik  aile yaşamlarına,  tren istasyonlarına, otobüs terminallerine, hastanelerine girer bakarsanız kıyas yapmanız kaçınılmaz olur.
Trenlerini eski püskü bulursunuz, İstanbul metrosundaki gıcır gıcır vagonlar gelir gözünüzün önüne. Oturduğunuz koltuktaki rahatlığı hissettiğinizde durum değişiverir.
Kimsenin size gelip yaslanmadığını farkedersiniz Memleketiniz gelir aklınıza. İnsanlığınızı kıyaslarsınız. Terminaldeki 30 u geçmeyen peron sayısını gorunce küçümseyesiniz gelir. Burun kıvırırsınız. Sora dakikasında perona girip yolcusunu alıp zamanında çıktıklarını gördüğünüzde İstanbuldaki övündüğünüz avrupanın en büyük ototgarı geliverir aklınıza. Hani o bayramlarda 3 saat otogarın içinden çıkamayan otobüs kuyrukları gelir gözünüzün önüne, 7 saatte istanbulun içinden çıkılamayan yollarımızı kıyaslarsınız adamların yamalı asfaltları, gecmişi bin yılı bulan arnavut kaldırımlarıyla.
Kıyaslarsınız; Üzerinizdeki sis perdesi aralanır. Sistem size ‘’Bak bunu ben yaptım, bu Avrupanın en buyuk şeysisi ‘’ dediğinde, sıralanıverir sorular  bir bir.
Sora sorarsınız .
‘’Tamamda kaça maloldu bu,’’
 ‘’Vatandaş bunu kaç paraya kullanacak, ‘’
‘’Buyuk olması yanında işlevselliği’’ni sorgularsınız…
Bunun yerine başka çözüm varmıydı bu altarnatifler değerlendirildi mi ?
Avrupalının malettiği fiyatlarıyla karşılaştırırsınız. Yetmez ki ;
Bize göre en son sıralarda kalsa da ‘’ İnsan sağlığına  zararlılık ’’  hesabı yapar kıyaslarsınız.
Sorular bitmez ki , yanıt bulabilme şansı önemlidir.  Sahi aklıma geldi de …
Boğaz köprüsü için tahviller satışa sunulmuştu da ülkem insanı kapış kapış köprü satın almıştı…Birde sure vermişlerdi o zamandan sorada  köprünün borcu bitecek, artık  bedava olacaktı… Anımsıyor musunuz 

Bu makale 791 defa okunmuştur.
MAKALE YORUMLARI
ANKETİMİZE KATILIN

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Beğendim
Beğenmedim
Fena Değil

Tüm Anketler
NAMAZ VAKİTLERİ