Bugun...
14-12-2016
SEBAHATTİN SUNGUR

SEBAHATTİN SUNGUR

Nerden geldik bu günlere?

Nerden geldiğimizi şöyle bir hatırlayalım satırlarımızda…
Yazının icat edilmediği, ateşin bulunmadığı, madenlerin keşfedilmediği, paranın bile icat edilmediği dönemlerden geldik bu günlere…

Kendinden öncesini ilkel bulan, Taş Devri ile başladık bilinen tarihimize…
Taşı, cilaladık parlattık, Cilalı Taş Devri, yonttuk, düzelttik ve Yontma Taş Devri dedik, cilalanmışlığı, yontulmuşluğu ile, öncesinden kendisini üstün gören, bu taş çağlarına…

Sonra madeni keşfettik Maden Devri dedik adına.
Artık,  kırılıp dökülen, cilası solan, şekillendirilmesi zor olan taşı, Taş Devrini geride bırakmıştık…
Silahların, okların, yayların sahibi olduk demirden, artık kılıcımız daha bir keskin, gücümüz daha bir hâkimdi, tabiatı birlikte paylaştığımız diğer canlılar karşısında…

Gün geldi, yazıyı bulmamızla birlikte, adeta kendisinden öncesini, yok sayan bir psikolojiyle, İlk Çağ dedik insanlığın süregelen yaşamının bir dönemine…
Ve takip eden çağlar…
Orta Çağ, Yeni Çağ,  Roma İmparatorluğunun yıkılışı, İstanbul’un fethi Yakın çağa taşıdı bizleri…

Evet bu günler,
Bu günlerde, ismini koymakta güçlük çektiğimiz, zaman, zaman, Atom Çağı, Bilgi Çağı, Uzay çağı diye hitap ettiğimiz, ama tek bir isimde mutabık kalamadığımız, bir çağı yaşıyoruz birlikte…
Şimdi diğer tüm çağlara nazaran, daha bir donanımlı, imkânlar…
Artık uzaklar sesimizi duyurabilecek yakınlıkta, lisanlarımız daha bir arı ve anlaşılır nitelikte…
Artık dünyayı yerinden oynatacak güçte silahlara, dünyayı doyuracak ölçüde üretme gücüne sahibiz…
Öylesine hükmedebiliyoruz ki tabiata, istediğimizde, yağmurlar yağdırabiliyoruz, en kurak iklimlerde sağanak, sağanak…
Bu gün artık toprağın verdiğini değil, topraktan istediğimizi alıyoruz söke, söke…
İklimlere hükmedecek güçlerle, her türlü derde deva tıbbi buluşlarla donanımlıyız, tüm hastalıklara, mikroplara karşı…
Taş devrinden, atom devrine, ilk çağdan, orta çağdan bu güne uzay çağına süren yolculuğumuzda, iki şeye çözüm bulamadık görülen…
Biri ölüm, diğeri zamanı durdurabilmek,
Ölüme çare değil belki amma, geçmiş zamana yürüyüş bulunsun istiyoruz birçoğumuz…
Neden mi istiyoruz zamana yolculuğu?
Neleri mi özlüyoruz dünden, düne dair?
Nerden mi geldik bu günlere…
Yoksa gelmez mi olsaydık dedirtiyor yaşananlar…
Onun da yorumunu birlikte yapalım, bir sonraki, devamı yazımıza konu olsun, not olsun, …
Uzaklar sesimizi duyura bilecek uzaklıkta iken biri, birimizi neden duymadığımızı,
Dillerimiz, lisanımız bu kadar arı ve anlaşılır iken, biri birimizi neden anlayamadığımızı, birlikte tartışalım bir sonraki sohbetimizde…
Ben sizleri hoş buldum, Sayın Tünaydın ve Son-An okurları,
Saygı, sevgi ve selamlar olsun bu büyük ailenin tüm mensuplarına…


 

Bu makale 887 defa okunmuştur.
MAKALE YORUMLARI
YAZARIN DİĞER YAZILARI
ANKETİMİZE KATILIN

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Beğendim
Beğenmedim
Fena Değil

Tüm Anketler
NAMAZ VAKİTLERİ