Bugun...
06-12-2017
SİNAN ERDOĞDU

SİNAN ERDOĞDU

Ayla Ve Türk- Kore İlişkileri (l)

Öncelikle Ayla filmimden bahsetmek daha sonra Türk-Kore İlişkileri hakkında görüşlerimi ve bilgilerimi paylaşmak istiyorum.
Bir kere  çok sarsıcı  ve etkileyici bir film izledim. İnsanı eksen alan ve gerçekten yaşanmış bir hikayeyi sinema diliyle anlatmak kolay değil. Bu nedenle bu özel çalışmada emeği geçenleri hem bir yazar; hem de bir sinema sever olarak   tebrik ediyorum. 
Gerçekten de salonda alkış ve duygu yoğunluğunu yaşadım. Ben de filmi izlerken duygulandım. Gazi Astsubay Süleyman Dilbirliği’nin verdiği  çok anlamlı  insanlık dersini herkesin içselleştirmesi gerekli. 
Peki; Oscar’a “Yabancı Dilde En İyi Film” kategorisinde  Türkiye adına aday gösterilen Ayla filminin Oscar alma ihtimali var mı derseniz bu işleri de takip eden birisi olarak konuşacağım  ;işleri hiç kolay değil. Çünkü; bu seneki adaylar arasında gösterilen filmlere bakıyorum. Rahatsız edici  ve sorgulayıcı sinemanın önemli ve değerli  ismi Michael Haneke'nin Happy End'i(Avusturya),bu yılın parlak isimlerinden  Ruben Östlund'un The Square'si(İsveç),  yine Carlo Simón’un   1993 Yaz’ı (İspanya),köşemizde de yer verdiğimiz Ildikó Enyedi’nin Beden ve Ruh’u (Macaristan) ,Angelina Jolie’nin yönettiği  ve Kamboçya yapımı  olan First They Killed My Father’i,  Fatih Akın ‘ın Almanya adına yarışacak olan In the Fade’i ,Ayla  ile aynı coğrafyadan yani Güney Kore’den yarışa katılan  Kim Ki Duk’un öğrencisi ve başarılı birer  takipçisi Jang Hoon’un A Taxi Driver’i gibi pek çok iddialı ve kayda değer gördüğümüz ki bir kısmını da  izlemiş ve köşemde yer verdiğim işle yarışacak. Bu anlamda çok zorlu bir kategori.  Allah’tan bu sene Xaiver Dolan yarışmada yer almıyor. Üstelik; Angelina Jolie’nin  bu dalda bütün rakiplerinden Michael Haneke dahil   burun farkı ile önde olduğunu söylemem lazım. Zor ancak; Ayla zoru başarmak için epey çalışması şart. Bütün bunlara rağmen; aday  olarak ilk 5’e girmesi beni şaşırmayacaktır. 
*********************************
Gelelim yazımızın esas konusuna ; Türkiye ile Kore arasında biraz sonra da anlatacağımız üzere ta Göktürk zamanına değin uzanan bir ilişkinin, aslında bir kan kardeşliğin öyküsüne. 
1950-1953 yılları arasında yaşanan Kuzey Kore-Güney Kore Savaşı, 2.Dünya Savaşı sonrası başlayan  Soğuk Savaş'ın da  ilk sıcak çatışmasıydı. ABD ve müttefikleri Güney Kore'yi desteklerken, Çin ve Sovyet Rusya Kuzey Kore'yi destekleyince savaş uluslararası bir boyut kazanmıştı. Bu arada  söz konusu savaşın 2009'da Güney Kore ve Kuzey Kore arasında imzalanan ateşkes antlaşmasına kadar resmen devam ettiğini söylemiş olalım.
Türkiye o yıllarda NATO'ya dahil olmak istiyordu. Evet; yakın zamanda ünlü askeri tatbikat skandalı ile de  çokça tartıştığımız NATO kurumu  o tarihte ülkeyi yönetenler (1950 yılı siyasal anlamda  27 yıllık CHP iktidarının  sona erdiği ve Demokrat Parti’nin henüz iktidarı devraldığı bir yıldır)  NATO tarafından  da Sovyet Rusya’ya karşı korunmak için bir kalkan olarak görülüyor ve girilmesi  önemli bir gereksinim olarak görülüyordu.  Kore Savaşı Türkiye’yi  NATO'ya katılmak için adeta  bir fırsat olarak değerlendirilmekteydi. Sonuçta; Güney Kore'ye asker gönderme kararı alınmıştı.
Tuğgeneral Tahsin Yazıcı komutasındaki 5090 kişilik 1. Türk Tugayı, 17 Eylül 1950'de İskenderun limanından hareket ederek 12 Ekim 1950'de öncü takım Pusan limanına ulaştı.
(Devamı yarın)

Bu makale 404 defa okunmuştur.
MAKALE YORUMLARI
ANKETİMİZE KATILIN

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Beğendim
Beğenmedim
Fena Değil

Tüm Anketler
NAMAZ VAKİTLERİ