Bugun...
21-10-2017
SİNAN ERDOĞDU

SİNAN ERDOĞDU

Benim Varoş Hikayem

Sinemamız belgesel  sinema dalında son dönemde atağa kalkmış durumda. Üstelik belgesel sinema belirli bir kitleye hitap eden bir dal ve Türkiye’de de bu işi yapmak kolay değil. Son günlerde gündeme gelen ve bu dalın güncel bir örneği de Adana'nın kenar mahallelerinde yaşayan birbirinden enteresan insanların öykülerini ele alan Benim Varoş Hikayem filmi. 
Ücreti karşılığında her maçta şike yapabilen amatör futbolculardan, usta kuş hırsızlarına, feminist muhtarlardan gönlü salaş bar fedailerine bütün bir çok  ilginç karakter yelpazesinin olduğu bu filmde  kendilerini ve meziyetlerini açık yüreklilikle anlatıyor olmaları da filmi dikkat çekici kılıyor. 
Ezilmişliği ve varoşluğu anlatmak için yola çıkan,  ünlü halk ozanımız “Bozkırın Tezenesi”  Neşet Ertaş’ın da dediği gibi “fukara”  insanların öykülerini işleyen Benim Varoş Hikayem belgesel  sinema dalının  günümüzdeki çok kültürlü anlatı yapısı ve özelliklerine de  uygun bir iş.
Belgesel’in  çok kültürlü anlatı tarzı demişken; bu anlatı tarzı konusuna da  biraz eğilmek gerekiyor. 1920-1950 arası tüm dünyada çekilen ilk belgesel filimler tamamen propaganda  ve tanıtım amaçlı idi.1954’e geldiğimizde ise Mazhar Şevket İşipiroğlu ve ünlü düşünür ve edebiyatçı Sabahattin  Eyüboğlu   İstanbul Üniversitesi Film Merkezini kurdular. Amaçları ise Cenk Demirkıran hocamızın kitap olarak da işlediği üzere Sinema diliyle “Anadolu Destanlarını”  sunmaktı. Bu amaçla 1956 yılında  çekilen ilk filmlerden olan  "Hitit Güneşi adlı Film Berlin Film festivalinde "Gümüş Ayı" ödülünü kazandı. İstanbul Üniversitesi Filim Merkezinin bu çalışmaları aktif olarak 1976 yılına kadar sürdü. İşipiroğlu ve Eyüboğlu  yaptıkları bu çalışmalarla  belgesel sinemamızda “Kültürel Hümanizm Dönemi” diye de tabir edilen bir dönemin  önünü açmıştır. Açılan bu yoldan 1970 ve 1980'lerde T.R.T başta olmak üzere pek çok kuruluşa ve hatta  az da olsa sinema salonlarına  gösterim imkanı bulmuş  yönetmenler de geçmişler ve  yararlanmışlardır. 
1990'lı yıllar özel televizyonların yayın hayatına geçtiği ve kanalların ilk yıllar  yayınlamak üzere  programların  bulunası konuşunda sıkıntı yaşadığı bir dönemdi. İlk olarak 1986’da T.R.T'de yayınlamaya başlayan ve daha sonraları Özel Tv'lerde  de yayınlanan 32'inci Gün  (Gazeteci-Yazar Mehmet Ali Birand programı sunarken aynı zamanda hazırlamaktaydı ) haber amaçlı belgesel tarzının ilk pirimatif  örneğini oluşturdu. Birand’ın  o dönemde başlattığı haber amaçlı belgesel tarzı pek çok isim tarafından kullanılmış ve tanınırlıkları da o dönem olmuştur. (Savaş Ay ,Can Dündar, Mithat Bereket,Coşkun Aral, Rıdvan Akar ,Tayfun Talipoğlu Sadettin Teksoy vb) 
1995 yılında ilk kez Kanada'da ortaya çıkmış yeni bir kavram olan çok kültürlük  kavramı  belgesel sinema için bir dönüm noktası olup belgesel sinemayı da  büyük değişime uğratmıştır. Çok kültürlülük, birçok farklı kültürün bir arada yaşadığı toplumu tanımlamaktadır. Bu kavramın en iyi oturduğu Kanada’da toplumlar   birçok kültürle birlikte bir harmoni içinde yaşama deneyimi kazanmışlar  ve farklılıklarla büyüyerek, farklılıklara alışık olarak hayatlarını kolaylaştırmışlardır 
Artık düne kadar gizlenen veyahut sansürlenip işlenen veya işlenmeyen   pek çok sorun ve kavramlar  bu dönemde artık açık açık işlenir hale gelmiştir. Bu kapsamda da Benim Varoş Hikayem son yıllarda yerleşen bu tarza da uygun bir film. Filmdeki baş karakterleri ele aldığımızda da (Culluk Yusuf, Pele Dayı, Rokko ve çetesi, Utar) filmin anlatım tarzını incelediğimizde maddi acıdan yoksul, ancak farklı bir çok kültüre  de sahip insanların aynı mahallede bir arada yaşadıklarını görmekteyiz.
Onların hikayeleri bize fukarayı anlatıyor, varoşluğun  hem kişiler üzerinden aslında ne olduğunu anlatıyor, en önemlisi  de insana eğiliyor. Benim Varoş Hikayem öncelikle 10 milyon kişi izlediği tanıtımı ile dikkat çekmişti ki ben de izlemiş ve merak da etmiştim.
Ancak  tanıtımda yer alan  filmin  kilit karakterleri olabilecek birkaç  isim de Yunus Ozan Korkut Hürriyet’te Uğur Vardan’a verdiği röportajda anlattığı üzere  filmden çıkartılmak durumunda kalınca biraz eksik kalmış. Film bu eksikliğe karşın iyi niyetli bir iş olduğunu belli ediyor. Bize varoşların dünyasına girme olanağı sağlayan genç yönetmen Korkut’a çok teşekkür ediyoruz. Daha iyi çalışmalar üretmesini temenni ediyoruz. 

Bu makale 368 defa okunmuştur.
MAKALE YORUMLARI
ANKETİMİZE KATILIN

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Beğendim
Beğenmedim
Fena Değil

Tüm Anketler
NAMAZ VAKİTLERİ