Bugun...
19-07-2017
SİNAN ERDOĞDU

SİNAN ERDOĞDU

Fikret Hakan’dan Sinemanızın Tarihine Yolculuk

Önceki yazımızda yakın zamanda hayata veda eden Hakan Balamir ve Galip Tekin’i anmıştık. Çok kısa bir süre sonra ise Fikret Hakan’ın ölüm haberiyle sarsıldık. Basında Hakan için” Türk Sineması Bir Jönünü Daha Kaybetti” şeklinde haber ve yazıları duymuş veya okumuşsunuzdur. Elbette; Fikret Hakan’ın oyunculuk kabiliyetleri onun sinemamızın en başarılı aktörlerinden birisi haline getirmiştir.  Beyaz Mendil, Üç Arkadaş, Keşanlı Ali Destanı Yılanların Öcü , Köprü, Yangın, Darbe, Dayı   Hakan’ın unutulmaz performanslarıyla devleştiği başlıca filmler arasındadır. Ve Tarık Buğra’nın aynı isimli eserinden TRT’ye TV Dizisi olarak   uyarlanan  Küçük Ağa’sındaki (1982) “Çolak Salih” ile hepimizin hafızlara kazınmayı başarmıştır.
Bugün Hakan’ı oyunculuk ve sinema hayatının haricinde farklı bir çalışmasıyla da anmak istiyorum. 
Sinema Tarihi konusunda pek çok yetkin ve duayen isim çalışma yapmış oldular.Kendilerine sonsuz saygı ve teşekkür ediyorum. Agâh Özgüç,Atilla Dorsay, Burcak Evren, Rekin Teksoy, Giovanni Scognamillo ,Nijat Özon ,Oğuz Adanır, Nigar Pösteki,Battal Odabaş, Oğuz Onaran,Nilgün Abisel, Semir Aslanyürek,Mesut Kara, Alim Şerif Onaran ….
Yani araştırma yapınca bir çok isim ortaya çıkıyor ki ; bunların bir kısmı ile tanışma imkanı elde ettim. Burçak Evren ve Battal Odabaş ise üniversitede benim hocalarım olmuştur. Tek bir kitapla sinemamız tarihine ışık tutan Fikret Hakan’ın Türk Sinema Tarihi adlı kitabı yine bir çok sinema üzerine kitap yazan şimdilerde Kocaeli Üniversitesi GSF Dekanlığını da  Prof.Dr  Nigar Pösteki  hocamız tarafından derlenmiş ve  Yeşilçam'ın sakinlerinin saklı kalmış anılarını, birbirinden ilginç anekdotları ve alevli polemikleri gün yüzüne çıkaran dikkat çekici bir kitap. 1916'dan 1996'ya yıl yıl öne çıkan oyuncuları, yönetmenleri, filmleri, olayları dönemin eleştiri ve inceleme yazıları ışığında anlatan bu kitap aslında özellikle Yeşilçam’ın 50’ler ile 70’ler arasını incelememiz açısından dikkate değer bir eser  olarak öne çıkmakta. 
Peki bu kitabın öyküsü nasıl ortaya çıktı diye merak edenleriniz vardır. Sizleri 1960’a götürüyorum; Fikret Hakan Ses Dergisi için bir röportaj verecektir. Derginin 16 Aralık 1960 Tarihli sayısında yayımlanan röportaj için Hakan ve röportajı hazırlayan muhabirle beraber Sahaflar Çarşısını dolaşırlar. Fikret Hakan, Sahaflar Çarşısı'nda kitap incelerken büyük iri kaplı  defterin ilk sayfasındaki bir fotokopiyi gösteriyor ve  sinema tarihiyle ilgili olarak Fransızca yazılmış bir belgeyi;   "Fransızca yazılmış bir ilan fotokopisinin özeti şöyle: 'Galatasaray'da Sallessponek Birahanesi’nde canlı fotoğraf gösterilecek'.”  Okuyor. İlanın tarihi 1897’dir. Ama; daha önce adı sanı bilinmeyen bir Fransız ressamının Dolmabahçe Sarayı'nda 'canlı fotoğraf' gösterdiğini, arşivlerden çıkan belgelerden öğrenmekteyiz. İlk defa, bir sinema salonunda film gösterilişi ise, 1908 yılında. Sigmund Weinberg adlı bir Polonyalı, Tepebaşı'nda, Komedi Tiyatrosu'nun bulunduğu yerde, "Pathe" adlı bir sinema salonu  açmıştır. Burası günümüzde ise önce aynı yere yapılan sergi merkezi olarak hizmet vermiş, şimdi TRT Tepebaşı Stüdyoları olmuştur.  
Fikret Hakan röportaj için defteri kapıyor, fotoğraf albümünü açıyor ve muhabire diyor ki;  
"1914 yılı Türk filmciliği tarihinde önemli bir noktadır. O yıl, ilk belge filmi çekilmiş, ilk konulu filmin hazırlıkları bitmiş, ilk Türk sineması açılmış... Fuat Uzkınay adlı bir yedek subayımız, Yeşilköy'de Ruslar tarafından dikilen bir sütunun havaya uçuruluşunu filme almış. Arşak Benliyan ve arkadaşları, "Himmet Ağa'nın İzdivacı' adlı konulu bir filmin çekimine başlamışlar. Oyuncuların çoğu askere gittiği için, film ancak savaş sonunda bitirilebilmiş. İlk Türk sineması olan "Milli" ise Şehzadebaşı’nda Fevziye Kıraathanesi’nin bulunduğu yerde açılmış... Bu arada, Enver Paşa’nın kurduğu 'Ordu Sinema Dairesi' tarafından çeşitli belge filmleri çevrilmiş. Ayrıca, "Himmet Ağa’nın İzdivacı"ndan sonra başlandığı halde, ondan önce bitirilen iki konulu film var: Birinin adı "Casus", ötekinin ise "Pençe..." Bu filmlerin çekilmesi işi ile, Müdafaa-i Milliye Cemiyeti ilgilenmiş..."
Fikret Hakan, Sahaflar Çarşısı'ndaki araştırması bitince evine döner, çalışma odasına kapanarak topladığı bilgileri derler ve muhbire Türk Sineması Tarihiyle ilgili olarak sayfaları çevirirken  şunları söyler; “Filmlerimizde rol alan ilk Türk artisti Behzat Butak... "Himmet Ağa’nın İzdivacı" filminde oynamış... Vasfi Rıza Zobu,  İsmail Galip Arcan, Sadi Karagözoğlu da ilk yıldızlardan...  Kadın artistlerin perdede görünmesi, "Ateşten Gömlek" filminde gerçekleşebilmiş. Daha önceki filmlerde, Ermeni ve Rum kadınları oynarmış... İlk kadın artistler ise, Neyyire Ertuğrul ile Bedia Muvahhit...  "Allah’ın Cenneti" filminde, ilk defa bir  ses sanatkarı ile bir Türkiye güzeli oynamış. Münir Nurettin Selçuk'un sesi, Feriha Tevfik'in güzelliği bir araya gelince, film tutmuş..."
Fikret Hakan bir yandan sayfaları çeviriyor, bir yandan da konuşmasına devam ediyor ve diyor ki;” Kemal ve Şakir (Seden) kardeşler, 1919 yılında ilk Türk film şirketini kurmuşlar. 1922'de de "Kemal Film" adıyla "Tombul Aşığın Dört Sevgilisi" filmini çevirmişler... 60 yıl içinde çevrilen Türk filmlerinin sayısı 1200'dür...  (1960 Yılı İtibarıyla ) Bunlardan yüzde 60'ının konusu dram,  yüzde 20'si komedi, yüzde 15'i ise tarihi... Yüzde 5'inde ise çeşitli konular işlenmiş...  Halk edebiyatı ile ilgili ilk film "Kerem ile Aslı"... Bu yıl çevrilen son film ise, "Karacaoğlan'ın Kara Sevdası" adını taşıyor... Filmlerde ölme rekoru Muhterem Nur ile Ahmet Tarık Tekçe'de... Gene filmlerimizde en çok geçen kelime ise, 'kader' sözü... 26 filmin adında 'kader' kelimesi kullanılmış. 'Kanlı', 'günah' kelimeleri ise ikinciliği, üçüncülüğü alıyor... Filmlerde en çok kullanılan kadın adı "Ayşe"... İki adlı filmlerin çokluğu göze çarpıyor. Filmlere İstanbul sinemaları için ayrı, Anadolu sinemaları için ayrı ad konuluyor. Bu konuda bir, iki misal vereyim. Mesela, filmin birinci adı 'Anneciğim... Anneciğim...'  İkinci adı ise 'Bir Dilim Ekmek...' 'Kapıcının Kızı'nın ikinci adı ise 'Onu Muhakkak Görmeliyim...' 'Yüzbaşı Tahsin' filmine de 'Bizim Oğlan' diye ikinci bir ad konulmuş".
Evet; Hakan, son sayfaya gelince bir Şarlo ile bir Tarzan fotoğrafını gösteriyor ve Türk Sinema Tarihimizin bir dönemine daha ışık tutuyor. Hem de Fantastik Türk Sineması döneminin  nasıl başladığını  öğreniyoruz : "Hollywood'un iki büyük şöhreti, Şarlo ile Tarzan da filmlerimize konu olmuştur. 'Şarlo İstanbul'da' filminde, Şarlo rolünü Kimon Spatapulos adlı bir Yunanlı oynamış...  'Tarzan'ın hikayesi ise daha ilgi çekici... Biri rüyasında, Tarzan'ı görmüş. Ağaçtan ağaca atlıyormuş. Ertesi günü ilk işi, bir film şirketi kurmak olmuş. Adını da  'Tarzan Film' koymuş... Bir film çevirmeye başlamış... 'Tarzanlaşan  Adam' adlı bu filmde, 'Tarzan' rolünü de kendisi oynamış...”
Tabi Giovanni Scognamillo ve Alim Şerif Onaran’ın Türk Sineması Tarihi kitaplarını da üniversite hayatım boyunca yararlanmış olsam bile  Hakan’ın kitabının da kayda değer bir çalışma olduğunu söylemekte fayda var. Meraklılarının  alıp okumalarını ;Hakan ve diğer yitirdiklerimize de saygı duruşunda bulunmalarını en kalbi duygularımla isterim. Çünkü; sinemayı sevdiren ve bugün sinemayı halkla bütünleştiren yine bu değerli isimlerdir. Bir çınarı daha kaybederken daha fazla söyleyecek söz bulamıyorum.

 

Bu makale 1462 defa okunmuştur.
MAKALE YORUMLARI
ANKETİMİZE KATILIN

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Beğendim
Beğenmedim
Fena Değil

Tüm Anketler
NAMAZ VAKİTLERİ