Bugun...
11-01-2018
SİNAN ERDOĞDU

SİNAN ERDOĞDU

Münir Özkul Unutulmayacak (ll)

Tabi, geleneksel tiyatroyla olan irtibatı hiçbir zaman koparmayan Münir Özkul  geçmişi asırlara dayanan  geleneksel halk tiyatromuzun 20.YY’daki en etkili temsilcilerinden birsi haline gelmiştir.  Burada geleneksel halk tiyatromuzdan bahsetmek gerekiyor. Sözlü ve kuşaktan kuşağa gecen bir dal olan geleneksel halk tiyatromuz, aynı zamanda hem güldüren hem de düşündürebilen özeliğe sahiptir. Eleştireldir  ve aynı zamanda halk diliyle uygun bir tarafı bulunmaktadır. Gerek kullanılan diliyle, gerek eleştiri anlayışıyla, gerekse eğlendirirken de verdiği kısadan hisseli tarafıyla yani eğitmesiyle halka uygun bir alan olmuştur  geleneksel halk tiyatromuz. Bu dalda taklit ve doğaçlama çok önemli bir yeri kaplar. Zaten, ya  bir eylemi ya da o rolün  bir taklidini izleriz. Üstelik  bugünkü anlamdaki modern tiyatrodan veya sinemadan farklı olarak metine sadık değillerdir ve doğaçlama yoluyla anlatım gerçekleşir.
Münir Özkul  da   geleneksel halk tiyatromuzun bir çok dalını başarıyla icra etmiş, bu alanın 21.YY’a da taşınmasına ön ayak olmuştur. Kâh; orta oyununda çoğu kez aptal uşak rolünü oynayan bir ibişimiz olmuş, kâh meddah olup, dramatik ve yer yer komik olan öyküleri kendi üslubuyla anlatmış, güldürürken düşündürmeyi hiç ihmal etmemiştir. Bu yüzdendir ki,İsmail Dünbüllü ünlü kavuğunu Münir Özkul  ustaya teslim ederken hiç ama hiç tereddütte bulunmamıştır. 
1972 tarihli aynı röportaja bir kez daha dönmüş olalım, Münir Özkul   geleneksel halk tiyatromuzu bizden olarak niteleyen Münir Özkul   ulusal Türk tiyatrosuna katkısının da iki yönlü olabileceğini bunların da , seyirciyi tiyatroya alıştırmak ve bugünkü birikim içinde bir öz ve biçim aşamasına gidilmesi  olduğunu ifade eden Özkul bu konuyla düşüncelerini de söyle belirtiyor; 
“ Ulusal tiyatro dediğin, halka dönük, halktan birşeyler alan, halka birşeyler veren bir tiyatro, edebiyatla içiçe girmiş durumda. Hatta edebiyatın Ulusal tiyatro deyince, öncelikle yazar sorunu ortaya çıkıyor. Geleneksel tiyatronun en büyük eksiği yazarsız oluşu. Yazar olmaması, giderek bu tiyatronun kısırlaşmasına yol açmış. Bu türe yakın çalışmalar yapan oyuncular, bu türde yetişmiş bir yazar olmadıkça, bu çabalarını daha kaç yıl sürdürebilirler? 
Oyuncunun görevi, oynamaktır. Bir yandan da yazarın yapması gereken işleri yüklenince, bu uzun süre götürülemez. Tiyatronun içinden yetişmiş, ya da her an o havanın içinde bir yazar olmalı. Tiyatronun doğal yapısına yabancı bir yazarla ulusal tiyatroya varılamaz. Geleneksel tiyatronun bütün ögeleri, bizdendir diyorum. Kökeni ister Yunan olsun, ister Hint, ister Çin. Bize maledebilmişsek gerisi önemli değil. Geleneksel Türk tiyatrosu ögeleri araştırmak, incelemek Devlet Konservatuvarına düşen bir görev. Konservatuvarda saatler saati dudak egzersizleri yapılır, Batı tiyatrosu aktarmaları uygulanır da, neden böyle bir derse yer verilmez anlamıyorum. Oyuncu için kaçınılmaz gereklilik taşıyan bir niteliği var bu sonunun.”
(Şimdilerde konservatuvarlarda  Geleneksel Türk tiyatrosu ögeleri öğretilmekle birlikte,1970’lerin başında böyle bir eğitimden söz edilmezdi. ) 
(Devamı yarın)

Bu makale 152 defa okunmuştur.
MAKALE YORUMLARI
ANKETİMİZE KATILIN

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Beğendim
Beğenmedim
Fena Değil

Tüm Anketler
NAMAZ VAKİTLERİ