Bugun...
06-09-2017
SONNUR ADA

SONNUR ADA

İletişim dilinde Şiddet - 2

Suçlama dili
Temelinde daha çok edilgen düşünce yapısı olan bir dil. Özellikle yetişkin yaşlarda yaşamımızda aksamalar olduğunu düşündüğümüzde, aksamanın kaynağına yönelik olarak suçlama dilini kullanırız. 
Seçtiğimiz meslek, yaptığımız evlilik, çalıştığımız işyeri, çocuklarımızın düşündüğümüz gibi olmaması vb. gibi sayabileceğimiz birçok durum ve aksamalarda eğer biz “aslında” ile başlayan cümle kuruyorsak, edilgen düşünmeyi tercih ederek sebep olan etkenler ya da kişilere karşı suçlama dili kullanıyoruzdur.
‘’Aslında ben elimden geleni yaptım ama bu çocuk hayırsız çıktı…‘’
‘’Hayırsızlık’’ ile çocuğumuzu bir araya getirirken kullandığımız hayırsız kelimesinin sıfat haline gelişindeki payımıza sahip çıkmıyorsak, kendi neden- sonuç ilişkimizi kurmak istemeyerek etken olduğumuz bir konuda edilgenliği seçerek yüzleşmekten kaçıyoruz.
‘’Aslında başıma ne geldiyse iyi niyetimden geldi…’’
Yukarıdaki ‘iyi niyet’ , bu cümleyi kuran kişinin etrafındaki herkesi suçlu konumuna sokuyor. Aynı zamanda iyi niyet suçlanıyor. Sorulması gereken soru, kişi tarafından kendine ayrıcalık gibi yansıttığı iyi niyet tanımı. Eğer “iyi niyet” suçluysa kötü niyeti savunmuş oluyor ve kendinde olduğunu söylediği iyi niyeti işe yaramaz gösteriyor.
Yukarıdaki örneğin alt okuması aynı zamanda Ego dilini de yansıtıyor. Sosyal dilin ayrıcalıklı kıldığı ve sempati sunduğu “iyi niyet” kelimesinden yararlanmak istiyor.
Suçlama dili daha çok kişinin kendi seçimleri ve seçim oluşturmadaki sorumluluk alma becerisiyle ters orantılıdır.
Eğer kararı alan- uygulayan biz olursak almak istediğimiz kararla ilgili çevremizdeki kişilerle yaptığımız fikir alışverişlerini kendi aklımız ve düşünme yetimizin süzgecinde bırakırız. Bu bizim sorumluluk bilincimize olumlu etkiyle döner.
Suçlama dili, öğrenilen düşünce dilidir. Bize ya da bizim tarafımızdan başkalarına suçlayıcı dil kullanıldığında ne olabilir?
Çocukken sevgi ve güven bağımızın olduğu yetişkinler tarafından bize karşı sıklıkla kendimizi yetersiz hissettirecek suçlama dili kullanırsa, bizlerin de ilk öğrendiği dil savunma dili olur. Savunma dili suçlama diliyle birbirini iletişimde kaynak olarak gösterir. 
Çocuğun üzerinde becerilerini deneyimleme ve kendini keşfetmeye yönelik hata hakkının elinden alınmasına sebep oluyorsa:
Sen beceremezsin bekle beni… (Öz güveni hedef alan suçlama dili)
Gene eline yüzüne bulaştırdın gördün mü… (pekiştirerek suçlama)
Kıracaksın, ben demedim mi… (işe yaramaz hissettirme, edilgen olmaya yönlendirme)
Böylemi kalem tutulur… (Öz güveni hedef alan suçlama dili)
Annen gibisin sen de!.. Bu gidişle babana benzeyeceksin!… (Duygusal bağı kullanarak suçlama)
Yine beceremedin… (Pekiştirerek suçlama)
 Bize yönelik suçlama dili savunma dilini doğurur. Suçlanmaya maruz kaldığımızda durum analizinden çok savunma diline yöneliriz. Bize yönelik suçlama dili mesajı yollayan kişinin sebep-sonucu içine alan fotoğrafın bütününü görmeye direnç göstermesinden kaynaklanıyor. O zaman savunmaya geçmek yerine kişiye o fotoğrafı olduğu gibi gösterecek bir cümleye yönelmeliyiz. Savunma dili karşımızdaki suçlama dilinin direncini artırır. 
 Eşinin sebep olduğunu düşündüğü ailesiyle yaşadığı problemleri konuşurken, genç adam “karım sevmediği için annemle sık görüşemedim’’, ‘’karım istemediği için evimize davet edemedim’’ gibi annesiyle ilişkisinde kendinden memnun olmadığı, kendini yeterli bulmadığı evlat-anne durumuyla yüzleşmek yerine karısını suçlayan bir dil kullanıyor. 
Böyle bir durumda karısının ve annesinin sorunundan kendine sorun yaratıyor. Sıklıkla başımıza gelen bir durum. Yaratığımız sorun taşınamaz olduğunda neden ararız. Nedeni suçlamak kendimizle yüzleşmekten ve onarmak için emek vermekten çok daha kolay gelir. Ne istediğimizi neyi istemediğimizi, neyi sevip neyi sevmediğimizi, koşullara bağlı olmadan sormamız yeterli. Koşullar değişkendir; kalıcı sorunlara yol açmasını engellemek bizim sağlıklı, sakin ve duruma dışardan bakarak düşünce dilimizi oluşturup iletişime geçmemizle mümkün.
“Babam okula göndermedi, şimdi koca eline bakıyorum” diyerek geçirilmiş 13 yıl var genç kadının elinde. 13 yıl içinde ‘’bulunduğum durumda bu engellenmişliğe nasıl bir çözüm üretirim?’’ yok. Zaten üretmeyi seçince babanın okula göndermemiş olmasının hükmü ortadan kalkacak ya da etkisi bu şekilde olmayacak.
 Elbette hayatımızda etkin olan kararlarda söz sahibi olamadığımız durumlar olmuştur. Bunları tespit ettikten sonra, değiştirmek için bir şey yapmıyor olmamız bizim seçimimiz. 
Ekleme çıkarma yapmak bize zor geldiği için hiç bir şey yapmadan sadece suçlama dili kullanıyorsak, hedefe koyduğumuz suçlu ile işbirliği yapmış oluyoruz. Bunu da unutmayalım lütfen.
İletişimde anlama ve anlaşılma duygularını yaşamak dileğiyle.

Bu makale 1011 defa okunmuştur.
MAKALE YORUMLARI
ANKETİMİZE KATILIN

Yeni İnternet Sitemizi Beğendiniz mi?

Beğendim
Beğenmedim
Fena Değil

Tüm Anketler
NAMAZ VAKİTLERİ